38 yaşındayım…
Eskisi gibi ıslatmıyor artık yağmurlar,
Bel ağrılarım sancı içinde bir doğumu bekliyor.
Gözüm ucuz kelimeleri artık seçemiyor,
Kulaklarım yalnız duymak istediğini duyuyor.
Kırık dökük hayallerin kıyısında pamuk ipliğiyle yaşıyoruz.
Dolu düşü gönül bahçemize hasadımıza ağlıyoruz
Kahrolası dünyada hayat bir bize mi küstü be arkadaş
Her gün batımında celatların elinde idam ediliyoruz.
Bir umutla çıkıp geldi İstanbul’a
Akşama kadar çuval taşırdı sırtında
Namusu Ekber sığınırdı Allah’a
Dün Memleketine göç etti Adem Efendi
Bir trafik kazası geldi başına
Ruhumun sahrasına rahmet güneşin doğsun
Kapına geldim Allahım, hasretinle ağlarım
Gaflet zindanında kaldım yıllarca habersiz
Bir nefes lütfunla aklanayım diye ağlarım
Dünya bir gölgeymiş gerçekledim gördüm
Başımı kaldırıp gökyüzüne bakabilmeyi özgürlük çığlıkları sayıyordum. Yalın ayak taşlı yollarda dikenler parçalarken küçük bedenimin yol bilmez ayaklarını, hayallerle yaşardıım.
Ölümün kucağına terk edilmiz sahipsiz gecelerin zifiri karanlığında var oluşuma koşuyordum. Eski yaralar kıyametinde büyümeye çalışıyordum. Yaşım yaş almamışken ağlamaktan gözyaşlarımın kuruduğuna şahitlik ettim.
Korkunun en ilahisini, dejavunun her çeşidini hastalıklı günlerime yaydım. Okul yolunda düşman çocuklarıyla kavgalar biriktirdim. Çantamda kitaptan çok taşlar vardı, kendimi katillerden koruyordum. Nefes nefese korkudan kaçarken çaresizce kan görüyorum. Dişlerim dökülünce avuçlarıma, istemeden cellat oluyordum. Sonra ay ışığı altında yıldızlar saymaya başladım. Hiç kimsenin haberi olmadan gecenin bir yarısı harmanın kıyısında yıldızlar birktirdim. Ulaşmak istediğim tek yer onlardı. Umutlarım doğuyordu gün batıpta herkes uyuduktan sonra. Zamanın hızına bürünüyordu ruhum. Çirkin yüzümü saklamayı aklım kemale erince öğredim. Gülüşümün ısıtmadığı gözleri, kaçıncı ölüşümden sonra farkettim. Şimdi saklanıyorum herkesten ve herşeyden yapayalnız bir başıma hayallerimde demleniyorum. Kadeh tokuşturuyorum yıldızlarla. Ay ışığı asılıyor sakallarıma, Kitapların ortasında birşeyler arıyorum. Kaybolduğum benliğimde hiç oluyorum. Kuyularıma ipler salıyorum, kendime yetmeyen duygularımla. Aşkı arıyorum şu yaşımla oysa dökülmüş ruhumun dişleri ihtiyar bir alemdeyim.
Alzheimer hastalığına yakandım, herkesi hatırlıyorum ama kim olduklarını bilemiyorum. Aynada baktığım kendime
ben bu kişi çok iyi tanıyorum diyorum ama kim olduğunu hatırlamadan. Yıllarca anlatamadım kendimi şimdi hatırlamıyorum anlattığım yıllarımı. Unutmak insanoğluna en büyük armağan derdim hep şimdi bana müjdelendi bir hastalıkla...
Kenan elinde Yusuf’u yutan çölü ararım,….
Yakub’un gözlerine perde olan hasreti ararım…..
Taif yollarında Peygamber’i ağlatan taşı ararım…
Musa denizi yardıktan sonra inkâr eden başı ararım.
Deliler makamında bir seyran sürer gönlüm…
Kısık sesli bir fon müziğiyle seni yazıyorum.
Adının başharflerine birer çiçek ismi bularak.
Sadece çiçeklerden olsun istiyorum,
Başıma taç ettiğim adın.
Seni ne kadar çok sevdiğimi,
Sensizken değil seninle olunca anlıyorum.
Evin dağılmış otağın yıkılmış
Kuyularında buğdayın kalmamış
Misafin kesilmiş yolun unutulmuş
Hele gel evini yurdunu gör babam
Mersiyede çağırırdın imam hüseyini
Rahman olan Allahın
Rahim olan adıyla
Ey Melik, sahibisin alemin
Mümin'ler aşığın senin
Kuddus ruhumuz kuddus ey yar
Sana aşıkların SELAM ı var
Aşkım içinde nar benim
Ruhta kan benim
Suda can benim
Yolcusuz yol benim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!