Kayıp düşerken gözlerinden, aşkına tutnmak istemiştim. Sonbaharın son nitrolarında, seni bestelemekti niyetim.
Oysa ruhuma ilaçtın, yeni bir hayatın ilk adımıydın
Şimdi yok oluşlarımsın ve yarınlarda ki isyanım
Tutmamadığım ellerin artık olmuş ellerin
Bir cenaze var içimde kıblesiz gömülmüş
Dağ gibi günahlar sırrımda durur
Bu yüzle nasıl huzura varalım
Doğru olan bir gün hak yolunu bulur
Bu nefsi emarede kaç bin yıl yanlım
Sınavına isyan ettim, bir ara sana küstüm
Kadim diyarlarda, toprak ve ateşin yolu bir gün kesişti. Aynı yolda yürümek zorunda kaldılar. İkisinde de dostuna ihanet şüpheleri vardı. Hep bir diken üzerinde yol aldılar. Biri sarmak istedi gördüğü tüm bilimezleri diğeri yakmak istedi kadim sırları. Diller öğrendi toprak, içinde sakladı. Sadece kurumuşları değil, yaşlarında yandığını öğrendi ateş. Uzun bir yolun ardından, bir uçurumun kenarına geldiler. Can dediği dostu hava, atelşi rüzgara satmıştı, ateşin tutunacak bir umudu kalmamıştı, kedini uçurumun sonsuzluğuna bıraktı. Rüzgarla gelen hava toprağın canından can alıp savurmaya başladı, yavaş yavaş savrulan toprağın imdadına arkadaşı su, yağmur olup yetişti. Rüzgarın şiddeti yağmurun damlalarını savursada çamura çevirdiği toprağı yerinden sökemedi. Ve hava rüzgarın katili olup, kadim bilinmeze çekilip gitti. Toprakla ile su birbirine karışmış bir bütün olmuştu. Sonra kadim ateşin kadim güneşi, kurutuverdi çamuru. Su mu yoksa toprak mı kurudu bilnmez. Bilinen birşey var ki kadim varoluşun bilinmeyenleri. Sonra o kurumuş topraktan insan var oldu. Sonra insan hem ateş hem su hem toprak hem hava oldu. Ruhu nefesle, bedeni toprakla, yolu suyla ve imtahanı ateşle oldu. Sözden önce ses var oldu. konuşmaya başladı; kimi bilinmez sır oldu, kimi başıbozuk geveze oldu. Olanlar oldu ölenler öldü. Hesap vakti çıkıp geldi kadimlerden, ezel ve evvel bilindi. Sorular çoğaldı cevaplar azaldı, kadim ırkların peşine düşüldü. Bilmeyenlerin bilemeyecekleri bilinmeyenler var oldu.
Mecnun 40 yaşından sonra çöllerde delirdi
Kerem 40 yaşından sonra aşkıntan tükendi
Ferhat 40 yaşından sonra dağları delebildi
İlk vahiy 40 yaşından sonra O’na vahyedildi
Kırklar eli yolu uzun, zamanı kısa
Bir mösyö cezaevinden çıkmış
Anlatıyor hapis günlerini
Karnı bayada çok açıkmış
Hele bir dinleyin hikayelerini
İki katlı bir koğuşta, varmış üç ranza
Nasıl bir cihana geldik
Ne yol belli yön belli
Kaldık felelğin elinde
Ne dert belli ne çile belli
Düştük on yedimiz de yollara
Gönlümün kabesini yıktılar
Kıblesiz kıyama durdum
Kerbela çölünde susuz bıraktılar
El açıp semada nizama durdum
Alimler kadehinden şerbet içtim
Hü Erenler el verin deme demime
Varalım hak eliyle ehlibeyte
Deyişlerim ulaşır elbet o pirime
Bir derde düştüm kendi kendimle
Mihrimi verdim canım dost elinde
Durmadan saçını tarıyor, güya Adelet makamında
Hiçbir şey umrunda değil sanki rakı masasında
Emri yerine getirdi haydi ödülünü verin şu kurnaza
Şeytanla işi bitirdi Kına yollayın yaksın kollarına
İnsan öğrendiği herşeyin kölesi, bildiğinin de delisidir. Bilmek ayrı birşeydir öğrenmek apayırı birşey. Bir insan yanlışını öğrenebilir ve bunu düzeltmek için yanıldığı konu hakkında araştırma yapar gerçekleri öğrenir. Ama insan bildiği birşeyi bilmiyorsa kendi benliğinde ruhsal bunalımları var demektir. Kabullenmemek istiyor. Aslında kendi hiyerarşisi içinde benliğini alttan üstte doğru sorgulayabilirse bildiklerini bilir. Bunun zamanla daha da doğrusu yaşlada alakası vardır. İnsan tecrübesine göre öğrenmeyi öğrenir, yaşın ilerlemesiyle birlikte bilmeyi bilir. Bir çocuk öğrenmeyi bilir, bilmeyi bilemez. Yaşını almış biri öğrenmenin ötesinde artık bazı şeyleri bilir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!