Gönlümden tüten cismi ruhtur
Belagatım rahmani surdur
Divaneliğim şems ateşi hu'dur
Adım soran olursa zikrullahtur
Secde ederim ervahım bildim bileli
İlk hava yaratıldı sonra toprak ve daha sonra su.
Birleşip insanı meydana getirdiler.
Hava insana nefes oldu candan öte can
Toprak insana yuva öldu ölümden öte ölüm
Ve su insana hayat oldu, olmazlar oldu.
Kalemim yazmaz kağıdım yetmez
Bu Ahu firgana dert mi dayanır
Ruh çıkmaz ceset çürümez
Şu yalan aleme ser mi dayanır
Sermişim sefil canımı bir yol uğruna
Süzülür ruhumdan hasretin sahrası
Bir derde düşmüşem bulunmaz dermanı
Bağlamanın tellerinde mi acaba şifası
Dağları özledim ovalarda özlemin mayası
Kalk ey divane Ömer ne durursun bu ellerde
Haktır yakan nurunu sinem içinde
Kul olup yoluna varanlar ehlinde
Aşkın tefsiridir binbir dilde
Sırrı,kamil insan elinde
Yol yoruldu yolcu duruldu
Hayat gülmedi yüzüme
Dalı kırılmış ağaca döndüm
Kan doğradılar ekmeğime
Başı kesilmiş kuşa döndüm
Kar yağdı dağlarıma
Dörtler, bilinmeyen kapıların sırları. Gönlün kabesinde dört ilim vardır. Bunlardan ilki ''Oku''dur hemde büyük bir yeminle ''Yaradan Rabbın Adıyla'' bilene çok büyük bir hikmettir '' Hiç Bilenle Bilmeyen Bir Olur mu!''. Başladığın yer var olduğun yerdir, kendini bulduğun, manayı kavrayıp sürata büründüğün, dipsiz kuyulardan kurtulduğun yer. Akıl yoluna gidebilmek için kalp yolundan geçmek gerekir. İlim Allahın insana bahşettiği en büyük hediyedir.
Sırlardan ikincisi ''Ol''dur. Varacağın yere doğru yola çıktığın zaman sır içinde bir ruha bürünüp olman lazım. Ham halinle okudun, yola attığın ilk adımla da olmalısın. Peki olmak var olmak mıdır yok olmak mıdır. Okumak nasıl ki aklın yoluyla kalbi buluşturmaksa, olmakta kalbin yolunu hak ile buluşturmaktır. Varlığın ve yokluğun olmadığı bir yer.
Celal yoluna girmektir. Dünyevi yaşadığın ne kadar çile varsa hepsini unut, çünkü hakka giden yol beşer çilenin kat kat ötesindedir. Ateşten bir elbise giyinmeye benzer. Ona yaklaştıkça gerçeği her saniye yaşarsın.
Üçüncü sır bana da sırdır. Dördüncü sır ise ruhun varabileceği son yerdir.
Doğarken ölenleri kefensiz gömerler
Toprağına bile gam ekerler
Kahpe feleğin çilesini çekenler
Gözlerinden yaş değil kan dökerler
Yaşamanın bedelini ağır öderler
Aşıkların esması çiledir
Zikir etmeyen ne bilir
Yol bu gönülden geçer
Yoldaş yol mu seçer
Kahır kervanları yükünü almış vadesi sınırsız bir yolcuğa yelken açmışlar. Kum fırtınaları içinde yüzerken hican uykularında dinlenmişler. Fail meçhul yollarda silahsız cinayetler işlenmiş. Yorgun kelimeleri mürekepsiz kalemler yazıyormuş. Hangi gamın efkarına dert yanacaklarını şaşırıp kalakalmışlar. Ah diye inleyenlerin sesi feryat edenlerin gölgelerinde tılsımlanmış. Nefsi kesilmiş uzakların güneşine umut bağlamışlar. İçlerinde ki yangın öylesine büyükmüş ki yalın ayak çölde yürüdüklerini bile bilmiyorlarmış. Susuzluktan kavrulurken duasız kalmışlar. Bir el istemişler elsiz ayaksız yarınlarından. Bir söz istemişler dilsiz dudaksız semalarından. Bir çıkış istemişler kararmış hayallerinden. Dönüp dururken çarkında zalimlerin, dert yanmışlar yüreği taştan olanlara. Gözyaşlarını merhamet adlı cellada sunmuşlar. Koyu mavi gökyüzünün altında zifiri karanlıklarda kalmışlar. Düğünlerinde kınalarına kül karıştırmışlar. Gelinleri beyazlar yerine hüzünler giymiş, damatları halaylar yerine yaslar çekmiş. Sonunda bitirelim demişler. Ne istiyorsa verelim ona, yeterki bizi şu azabtan kurtarsın. Sırasıyla kurban etmişler bedenlerini ve ruhlarını. En sonunda küçük bir çocuk ve yaşında bir kadın kalmış. Kadın çocuğa sen yaşamadıklarına ben yaşayamadıklarıma deyip zehirden önce çocuğa sonrada kendisine içirip kurban olmuşlar. Sonra bir fırtınanın kenarında, kıyafetsiz başka bir kavim; helak olan kavimden habersiz devam etmiş onlardan kalan acılara. Onlara için ise ne gök parçalanmış nede yer ağlamış kurbanlarına....




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!