Tamam tamam tamam diyorum
Saz çalıp gülüp oynuyorum
Arı kovanında bal eyler
Ben demir parmaklıklar ardında gün sayarım.
Be hey zalim
Özü yüzünde durur Tanrıça'dır tüm kadınlar
Güneşin şakağından öptüğü kadınlar
sabahın seherinden önce yol alırlar
kavruk ve çatlamış dudaklarıyla
ıslık çalan yalnızlıkların yanağından öperler
ıslak olsa da gözleri yine yürekten severler...
Dilime yabancı bir türkü gibi doğuyor seher yeli
vaktinden önce hiç rüya görmedim ben daha önce
Belki bir gün bende düşler kurarım sen gelince
ve uzeklıklar yakın olur bana da ey gülce
zamanın akışına bıraktık herşeyi
ateşten gömlek giydirdiler
derimizi etimizin üstünde yüzdüler
kemiklerimizi bir bir kırdılar
harlı ateşin arasında biz yanmazken
onlar cayır cayır yanıyordu alevsiz
biz ölümsüzleşirken
Taşan acılarım gözlerimden akıp giderken,
yüzüme dağılan her tel saçımdan asarak,
sizlere ödeteceğim kederli gençliğimden çaldıklarınızı bir bir...
Suskun haykırır acılarım
Kanadı kırık umutlarım
Kelebekler uçtu yurdumda
Kuşlar su içti avucumda
Gül dikeniyle sevilir
ayıkladım acıları
seni beklerim
şaşkın gözlerim
uzun yolları gözlerim
suskun yıllarım
Bakışların merhem olur acılarıma
Alazlanmış güneş yansır saçlarıma
Tüm yalnızlıkları topladım hatırımda
Bir seni unutamadım sol yanımda
Sevgi tüm güzelliklerin anasıdır
Oturdum bir şömine başına
Şiir gözlerinle demleniyorum yine
Harlı ateşin yanan odunları gibi
Gözlerim yeşil gözlerine tutuşuyor
Oturdum bir şömine başına
Sonbahar
Eylül'ün huzurunda şaha kalkar mevsimler.
Hazan olur, yaprak döker yorgun ağaçlar.
Kavruk topraklar yağan yağmuru kana kana içer...
Ay ve mehtap gizlenir, yakamoz durur göğün göğsünde.




-
Halil Doğan
Tüm YorumlarKalemine yüreğine sağlık...