Var mı ki dünyada eşi… Demişti İstiklal Marşı şairimiz büyük insan Akif. O bir soru sormuştu ama amacı cevap almak değildi aslında. Amacı bildiğini teğit etmek, onaylatmaktı özünde. Biz Türkler ne kadar biliyorsak gerçeği tüm dünya da öyle biliyordu aslında. Öyle bir savaştı ki bu bir metrekareye 6000 mermi düşmüş, Çanakkale toprağının şehit kanı ile sulanmamış tek şehri kalmamıştı. Türk askerleri yalnız Anzak askerleri ile değil aynı zamanda açlık, yokluk, silahsızlık ve işgal kuvvetlerinin acımasızlığı ile de savaşmıştı. Kahraman ordumuz gün oldu yağsız bulgur aşı ile tayız savdı; gün oldu şekersiz üzüm hoşafı ile. Bazı gün oldu onları bile bulamadı. Açlığına aldırmadan, ama insaniyetini her geçen gün destanlaştırarak düşmanına bile merhamet ederek, Türk olmanın erdemini dosta düşmana gösterdi.
Ulu Önder Mustafa Kemal Paşa ve onun askeri tüm imkansızlıklara rağmen koca koca zırhlılara “Çanakkale Geçilmez” dediler ve geçirtmediler. Bir destan yazdılar 20 asrın bağrına. Türk ve Kürdü, Laz’la Çerkez’in yan yana yattığı Çanakkale toprağını bu ülkenin kilidi yaptılar hem manen hem madden. Ve bizlere şunu gösterdiler: “ Bu güzel vatanın canımız pahasına da olsa ülkemizin bir karışını bile düşmana vermeyiz ve vermeyeceğiz. Gerekirse koyun koyuna şehid olacağız ama düşmana boyun eğmeyeceğiz…”
Onlar, atalarımız üstlerine düşeni fazlasıyla yaptılar. Bizlere bu cennet vatanı bir inci güzelliği ile sundular. Şimdi bizlere düşen onlardan aldığımız bu emaneti en güzel şekilde koruyup, bizden sonraki nesilleri Çanakkale ruhu ile yetiştirebilmektir. Aynen Çanakkale toprağında yatan ecdad gibi bir olmak, diri olmak. Bölünmemek ve böldürmemek. Şehitlerimize layık olmak. İşte bunu yapabilir ve milli bilinci yani nesle iletebilirsek koca Akif’in ve Asım’ın nesli diyor ya nesilmiş gerçek; işte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek dizelerine layık olabiliriz…
Taş mı serttir yürekten
Yoksa yürek mi taştan
Kenan ilinde şaşırır taş
Yahudi yüreğinin taşlığından
Taşın kalbinde can bulur
2005 YILI İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ “BİR ZAMANLAR BEN DE ÖĞRENCİYDİM” KONULU “ÖYKÜ” YARIŞMASI ÜÇÜNCÜSÜ
Bazıları şehirlerin kokuları olduğuna inanır; bazıları ise tadı. Bazıları şehirleri kadınlara benzetir; bazıları ise çocuklara…Bense şehirlerin bir rengi olduğuna inanırım.
Burdur pembedir bence, pespembe…Babacığımın bana bayramlarda aldığı pamuk şekerinin tadında şeker pembe. Burdur denince aklıma çocukluğum gelir, ilkokula başlayışım, ilkokulum gelir. Adı gibi bir okul:” Şeker İlkokulu”
Gül adına tezat inletir biçare bülbülü;
Heyhat! O bülbül olmayaydı anılmazdı gülün adı.
Turan kutlu ülke
Ergenekon yüce yurt
Ötükenden başladı acunun bağrına yolculuk
Kürşad ve kırk börüsü varırken uçmağa
Atillanın adı yetti düşmana korku salmaya
Üç insan bir şiir
Hayat
Bir tiyatro
Sahnesinde sen
Ne sensin “perde” diyen
Ölümün provası: Ruhu esir eden uyku,
Şaşılır ki yine de en vazgeçilmez tutku(!)
Elvada günüm gecem yıldızım
Elveda boranım yazım kışım
Elveda ezelden ebede sevdiğim
Dünüm mazim atim
Elvda kuramadığım hayallerim
Yazılmamış şirim
"Gitme "
Diyemem sana
Gitmektir bazen ikinin bir olabilmesi için gereken
Dağlar aş
Yolda bir türkü tuttur kimselere duyurmadan
Gökyüzüne kaldır başını
Boynumda bir tasma, ayağımda bir koca pranga şu zaman;
Bu amansız sürükleniş bitecek kim bilir nerede, ne zaman?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!