Ben alışığım eski usul sevmelere
Penceresinden sallanan mendillere
Kara trenin karasına inattır
Bizim sallanan beyaz mendiler
Ne o öyle bir küsüp bir barışmalar
Kıyabilir mi? insan candan sevdiğine
İçimde eteklerinde papatyalar açmış
Danseden bir dağın coşkusu var
Ruhum ay ışığını çekerken sinesine,
Korkudan gölgeler çekilirdi kuytu karanlıklara
Zaman bile ilerlemiyordu akşamlarda
Çakılır kalırdı saniyeler mıh gibi kadranına
Birbirinden ayrılmayan gönlü güzel iki sevgiliydiler
Onları belirgin kılan sevmekte sınır tanımamalarıydı
Kırgın kalpleri ile sessizliğe bürünmeleri
İçlerinde barındırdıkları zerafetin eseriydi
Görüyormusun sevgilim?
Bir zamanlar yeşildi şu sararan yaprak
Umut doluydu hayatı seviyordu
Düştü garibim dalından
Ayrıldı ağacından kökünden
Yavaş yavaş savruldu
Eylülde hazan
Eylülde hüzün
Sonundayız gizemli güzün
Yaprakları kızıla çalan
Bir çınar ağacından nağmeler
Bir turkuaz semaydı davet eden
Korkusuzca hükmettik yerlere göklere
Hilali de yıldızı da çekmişken göndere
Uzakları yakın edemedik ne çare
Boşver benim gibi fakir şairi
Sen hayal dolu güzel bir şiirsin
Yaşanan duygularımın tek sahibisin
Ben duygu dünyasının bir yalnız fakiri
Ağlayan kayaların biçare sahibiyim
Ama sen yazdığım hasret şiirlerinin
Tüm fani saatlerin durduğu
O zor ve günahkar dönemde
Sanki taş yağıyordu tepemize
Yansıdı kandilin karası yüzlere
Panikle toparlandı çare aradı günahkarlar
Geçmişin izlerini sakladılar boyalara
Bizim için çok zor oldu yürümek
Bu hayatın uzun ve zorlu yollarında
Ayağımızda yırtık naylon ayakkabılar
Birde yenilmez inadımız vardı yanımızda
Belki sonunda bazı şeylere ulaştık
Ama biz de ziyan olduk
Belki ilgimiz kusursuz değildi
Ama engin hoşgörü ve iyi niyetimize
Hiç kimse kusur bulamazdı
Sadece aşk için fazla yaralıyız




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!