/ayak izlerimi izleyerek geldim, dünden kalma izbe geceye/
...
-işte geçip oturuyorum gene, dün olduğu gibi karşına...
/açılır kapı,
doğumumu görürüm, çıkarım o kapıdan adım-adım yürürüm/
üstüme nasıl nisan tozları yağıyor, yani öyle çoktur ki bahar
işte böyle yürüsem diyorum bahardan çıkıp, kışlara kadar
sararmış yapraklardan, kurumuş pınarlara yağmur eksem
/kavga her zaman vardı bu ülkede, ama sevdayı yüreklerden indirmeyen
hiçbir kavga düşürmezdi yere, kurşunu arkadan göndermeyen/
…………..ciğerlerimiz ucuz akbaba tezgahlarında görücüye çıkmasın diye
tütünümüzü zehirle tütsüler, şarabı berbat kokusundan çekerdik içimize
nerede bir dağ görsem,
sıradağlar olmak geçer içimden,
aşılamayacak kadar yüksek, erişilemeyecek kadar uzak
bütün endişelerden arınmış, korkuları geride bırakarak…
seyretmek gün boyu, yamacımda rüzgar dalgalı tarlaları
ve her gece adımlamak, ay ışığının açtığı o sonsuz yolları…
(offf biliyorum, işte tam bu an yüreğin titredi birden değil mi)
sol gözüme günü yapıştır sağıma gece, başka bir şey istemem
bir de denizle boya rengimi dalga-dalga, gökyüzü olup uçayım
sonra martı çığlıkları gibi, deli ateşlerimle sahillerini yakayım
bir inat olayım ki inadına, yaşamak adına inat ve sevdan adına
/rüzgar arkamızdan esiyor, deniz karşıdan geliyormuş
iskelede kimseler yokmuş da, vapur ilk yolcuyu bekliyormuş
bu mevsim olunca bütün çocuklar, boğaziçinden mi girerler denize/
……..
nüfus kağıtlarımız gri karton kapaklı, yeni günleri pek bilmeyiz
-gün ortasının ıssız sahilinde, korkulu bir rüya seansıdır-
konu: sen ve İstanbul.
son yeşil yaprağımı da, çürütmüş olacaksın ki yüreğimde
ne zaman soluk almaya kalksam, sensizlik damlıyor içime.
bu kuraklık biliyorum, belli ki ön habercisidir kıyametimin
/Bu şiir yazılırken, çocukların bildikleri oyunları bile oynayamadığı
o ülkenin manzarasına giren bir ressam şövalesini kurmuş, üstüne
boş tuvali yerleştirmiş, soranlara da yeni bir resim yapacağım demiş/
* * *
/kadın; ayna karşısında omuz başına baktı, geceliğinin askısını hafifçe indirip
……..
merhaba;
yani son haberler, İstanbul’u sel götürdüğünü mü söylüyordu
şehrin sokaklarına sinmiş küf kokusunun, sırılsıklam olduğunu
yani böyle mi diyordu, kimsesizlik korkusu çıldırtmış iskeleleri
şimdiye kadar ne görülmüş- ne duyulmuş, öyle lodos esmiş ki
ayılamadan yıkılmış galata kulesi, en gösterişli sarhoşluğundan
söz ediliyor muydu sahi, henüz haber alınamadığı, Marmara’dan
Ne kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...