ne ağırdır gece,
bin yıllık çınar gibi devrilip, gölgesini güneşe örttüğünde…/
böyle gecelerde,
ay ışığından keskin jilet olur rüzgar, çizer yüzünü aldırmazsın
zaman eşlik zamanıdır dersin, en okkalı küfürlerine dalgaların
(eğer bir gün, yakında geliyorum ve istediğin ne varsa benden
vakit geçirmeden şimdi söyle bana, dersen)
gelirken bütün aydınlıkları al yanına da öyle gel,
bir ateş böceğinin müjdesi gibi aç kapımı, kimseler duymasın
ve süzülerek gir içeri, karanlıkların hepsi sensizliğimde kalsın
/…ya bir gün kül olup savrulursanız rüzgârın estiği yöne/
bir kadın izliyorum, çıkmış denize karşı yüksek kayaların üstüne
yüreğini söküp çıkarıyor kafesinden ve sancıyla açıyor kapaklarını
sonra sağ eline alıp tutuyor baş aşağı, yutkunarak içindeki acıyı.
küller savruluyor rüzgarla, rüzgar gibi gökyüzüne ve denizlere
(mesela bir gece yarısı, haydi gidelim demişsindir, gitmişizdir)
.....
/oysa o saatlerde tayyareler intihar, trenler ölü, gemiler ise batıktır/
ne yazarsa yazsın mevsimler.
gökyüzünde veda gibi uçup gözden kaybolan kuşlara,
el sallayıp geri çağıran bir çocuk, vardır mutlaka...
* * *
-biliyor musun, nerden geliyor bu sesler...
bir desen içinden bin çiçek açtırarak, renkleri güneş yangını
elleriyle işliyor taş ustaları, üstünde ağaç bitmez taş dağları.
yel esip kum gibi savrulsun diye, Şirin'in beline düşen saçları
Ferhat’ı çiziyorlar bir tarafa,
bir kasırga kopsa
yeryüzünün,
gökyüzünün
çığırtkanı en bol denizlerinde
bir akşamüstünün.
martılar düşse
** Gece.
garson, bana önce temiz bir kağıt ver,
üzerini doldurabilmek için de yeterince vakit
ve biraz sarhoşluk, yanında unutkanlık olsun
bir kıyamet yangın yeridir ki aşk, hep koyu sıcak ve çırılçıplak
ya gecenin davetkâr havasında, nedendir bu kimsesiz üşümeler,
anlayalım mı niçin titrer yıldızlar,
birbirlerine uzaktan bakarak.
.....
/bir gün kapım açılır ve içeri siz girerdiniz/
sizinle beraber bir de tarifi zor, merhaba girerdi ki içeri
yüreğim şenliği saklı çocukluk olurdu, bayram günlerinin.
hoş geldiniz derdim susarak, ama siz duyardınız sesimi
ve bana en yakışan rengini seçerdiniz, giyeceğim elbisenin.
Ne kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...