Ruhu, buram buram yanmaya başlar
Dayanamaz, Üstada bir mektup yazar
“Esselâmü aleyküm, ya müdriken lizâlikez-zaman”
Diyerek, mektuba derin manalı bir başlık yazar
Heyecanlı ziyaret bitmiştir, evine döner
İkna olmamıştır, Fesübhanallah çeker
Huzur ve huşu içinde, murakabeye durur
Aniden tekbir getirerek, hakikati bulur
Bediüzzaman, gülümseyerek karşılar
Hasan Feyzi, hakikate böylece çıkar
Müritlerini toplayıp, bir konuşma yapar
Şeyhinin, kerametli vasiyetini açıklar
Heyecanla beklenen gün nihayet gelir
Tahliye olur Üstad, ehli iman sevinir
Bediüzzaman, hapisten çıkınca hemen
Daha hiçbir yere gidip, yerleşmeden
Ankara’dan, altmış gün sonra geldi emir
Üstad, beraat etti fakat Emirdağ’ına sevk edilir
Buna, en çok Hasan Feyzi ağabey üzüldü
Kanlı gözyaşlarını, sessizce içine döktü
Hasan Feyzi ağabeyin, yanık şiirini
Üstad, Bediüzzaman’a verdiği gibi
Geçerken Emirdağ hayatına
Bizde okuyalım işte tarihi bir hatıra
Hükümetten verildi talimat
Emirdağ’ına gidecek üstad
Kâinata İlahi emir verilmiş
Emirdağ ikindi vaktine girmiş
Emin ağabey, ikindiyi beraber kılar üstadla
Farz bitmiştir, namaz tesbihatı yapılmakta
Bediüzzaman, kendi kendine sesli konuşur şöyle
“Kambur; ben mi yoksa sen mi haklısın söyle? ”
Abdullah Yeğin ağabey, o yıl ortaokulda okur
On üç on dört yaşında, daha henüz çocuktur
Arkadaşlarıyla birlikte, üstadı daim ziyarete gider
“Öğretmenlerin, Allah’tan bahsetmediklerini söyler”
Üstad; vuku bulacak olayı verirdi önceden haber
Ağabeylere, cezanız var tokat yiyeceksiniz der
Kastamonu’da, çile keder dolu bitecek yedinci sene
Evvel haber veriyordu yine üstad, nur talebelerine




-
Emirhan Kıraç
Tüm YorumlarBöyle bir yetenek neden keşfedilmedi. Ya da ben mi tanımıyorum.