Heey açın kapıları, açın hadi.
Bıktık artık bakmaktan buzlu camlardan,
Atlanmadık damlardan,
Şu minicik delikten.
Açın o kat kat çelikten kapılarınızı.
İşveren ucuz yemekle zehirlermiş işçileri.
Bir Engerek yılanmış herhal.
İşçilerse köpekleri zehirlermiş parkta.
Bir emir üzre derhal.
"Koçum" diyerek yollarmış cepheye babalar oğullarını.
Sonra da kurban ediverirlermiş kınalı kınalı kuzuları.
Batıda güneş batar sonra ışıl ışıl, çiçek gibi açılır musikî geceler.
Güneyde sımsıcak, çarşaf çarşaf bir deniz, kuzeyde serin mi serin yaylalar, keyif dolu anlar.
Doğuda buz gibi dağlar, ölü gibidir sağlar.
Kalır birbaşına o unutulmuş insanlar.
Adalet mi bu?
Kasaba giderler onlar,
Derler, "Bize boyuna et ver."
Koşar varırım, derim "dur."
"Yahu onlara boyuna et vereceğine, birazcık da kuzuya, koyuna hürriyet ver."
Ama beni kim dinler ki? (zaten duymazlar)
Ben ki bir yoksuluyum bu köyün naçiz, tıpkı o zavallılar gibi aciz.
Bir ağaç varmış uzakta hani,
Hani kuzeyin de kuzeyinde.
Adı Ceviz miymiş, Nazım mıymış neymiş?
Ki yanıyormuş hala memleket hasretinden.
Cayır cayır!
Yanıyormuş üşümeyelim diye.
Biz yalnız bir aileyiz, yaşıyoruz yarım yarım.
Ben, karım, çocuklarım.
Görünmez ruhumuza gerilmiş örümcek ağı.
Gezeriz yalnız, dururuz yalnız, oturur cayır cayır yanan bir sobanın başında,
Bakarız buğulu birer pencereden dışarı.
İzleriz puslu gri ve arık arık gözyaşında sokağı.
Kimin gücü yeter güneşi batırmaya,
Denizi kurutmaya,
Kasırganın önünde durmaya, zamanı durdurmaya.
Ama güneşin de gücü bir yere kadar,
Rüzgarın da.
Ve işte yine akşam oldu.
Ellerinizde tutuyorsunuz cehaletin bıçağını.
Kesiyorsunuz memleketimin kolunu, bacağını.
Sokuyorsunuz ihanetinizi gözümüze gözümüze.
Sokuyorsunuz kulağımıza.
Yüreğimize, ciğerimize, dalağımıza.
Yalnızlık yağmur değil sokak.
Islanan ben değilim bastığım yerlerdir.
Hey gidi günler hey!
Bir denizin kenarıydı gençlik.
Gizli içilen tütünümün tadında yaşamaktı yaşamak.
Yağmurlar yağıyor yerden göğe doğru.
Baharları bekliyoruz, sonbahar geliyor.
Üçer beşer eksiliyor askımızdan ceketimiz.
Sofrada kaşık, tezgahta bulaşık.
Yüreğimiz ağzımızda atıyor bu günlerde.
Yüreğimiz ezim ezim eziliyor iki dağın arasında.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!