İnce belli çay bardağı, ince insanlar,
Sade ve saydam,
Kızıl sıcak, fokur fokur, tavşan kanı.
Dolar boşalır ince belli bir yürek.
Güz zamanı buğulu.
Elimde bir serçe var titriyor.
Titriyor sıcacık bedeni elimde.
Açsam avucumu belki uçacak.
İnsanın bir köyü olmalı, arada bir gideceği.
Bir kaç da keçisi falan, hani dağ da bayır da güdeceği.
Ve ora da bir çeşme olmalı.
Şırıl şırıl akan buz gibi suları.
Bir de evi olmalı topraktan, geceleri geçireceği.
Akşam olunca ateşi yakmalı.
Kimse kimseye hayvan demesin bu devirde.
Ben atım, sen köpeksin.
Bülbülüm kafesinde bu yıkılası evin.
Ben işçisiyim, sen bekçisi.
Nerede şu toprağın emekçisi?
Nasırlı eller, ayaklar,
Yağmur yağıyor dışarıda, ıslanıyor yüreğim kuşu.
Ağlıyor oğlum, kızım.
İçeride bir rutubet kokusu.
Söyleniyor dilim durmadan.
İş aş,
İş aş,
Markete gitti sabah sabah iki kadın, kendinden emindi ikiside.
İki kadın, yan yana, ağır ağır ve mağrur,
Galiba boldu vakitleri, sanki dopdoluydu cepleri.
Seçtiler en iyisinden birer litre süt, ikişer kilo pirinç, beşer paket margarin, beşer kilo un.
Bıraktılar o ürünleri kasaya teker teker.
Teker teker okuttu kasiyer.
kimin umrunda o noktalama işaretleri
sen kaideyi boşver
hangi rutinden çıkmış ki aşk
aşırı da yaşamaya bak sevdanı uçlarda
sen söyle boşver kafiyesiz olsun mısranın sonu
kır zincirlerini kurduğun düşlerin
Savaşçı yorgun,
Sokaklar acımasız,
Geceler kapkara,
Hiç bitmeyen bir kavga,
Her kavga bir iz,
Acıları isimsiz,
Tatlı dilli oluyormuş bu şehrin yılanları,
Ağrısını hissedince etimizdeki dişlerin, vesvesenin zehrini zerk edişlerin.
Göremedik o ince bedenlerin ardındaki dolgunca gövdeleri,
Ansızın sokulunca anladık.
Girmişler kulaklarımızdan sinsice içeri.
Bir tarlaya ektiler bizi, büyüdük topladılar.
Kuruyalım diye serdiler güneşin altına
Makineler tek tek kağıtlara sardılar.
Satıldık paket paket.
Sonra yaktılar bizi, ruhumuzu içlerine çektiler.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!