Bir çocuk yalın ayak,
Elinde beyaz bir kağıt,
Bir öksürük nöbeti,
Bir nefes daha hayattan.
Sürgün bir yaşamla ölüm arası;
Güneş çekilirken kirpiklerinden,
Dumanı sen kokardı mubarek gecenin.
Adın geçerdi, ben susar/dım
Hüküm verilmiş gözlerinden
Akşam kızıllığına sinen hayallerin.
Biliyor musun?
Yüreğim yangın yeri gibi baba.
İçimden geçenleri yazıyordum,
Islanan sayfalara.
Basit şeyler beklerken yaşamdan,
Kalabalık korkularım,
Ne mevsimler geçti ömürden
Ne rüzgarlar esti, geçti...
Yine o tanıdık hüzün,
İki ince belli bardakta şimdi...
Hani diyorum ki
Bir yıldıza misafirdim
Dün gece.
Ay'ı da davet ettik
Muhabbete.
Bir sen yoktun ama
İçimdeydin her şeyinle.
Bu hangi hicran bakışların nöbeti?
Yabancı kervanlar geçiyor göğsümden.
Gözlerimde faili meçhul bir yalnızlık,
Geceler; bir saklambaç delisi,
Ve uykuların en arsızı...
Giderken bir tebessüm, bir dua ardımdan,
Bir zerreydim, ummana karışmaya geldim,
Azade eyleyin beni gönül borçlarımdan,
Aşkın ateşinde yanıp sönmeye geldim.
Ne bir kırgınlık kalsın, ne bir ah sesi,
Bir nefeslik misafirlikte, olurda bir gün gidersem
Biter bu fani ömrüm, kurtulur derdinden.
Bana rahmet, kalana hasret olsun adım
Dünya hırkasını çıkarıp bir kenara koyarken.
Gülüşüm sükût olsun, gidişim derin bir huzur
Şimdi mühürledim kapıyı, kilit sende kalsın.
Seni hak etmeyen adını musallada ansın.
Yorgun sızım, yasla başını omzuma
Ne bir kula minnetim, ne dünyaya muhtacım.
Ne bir ah bıraktım ardımda, ne bir keşke
Kimsede vefa yok, biliyorum.
Duldasız yolları,
Kendimce yürüyorum.
Bu bendeki iyilik,
Kendime kalan son inancım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!