İki dublenin ardından bitti yalnızlığım,
Damarlarımda dolaşmaya başladın yine.
Dumanında kayboldum cigaramın...
Eteklerini savuran köprünün altından,
Yine o gemi geçiyor bak!
Ne zamandır teslim olmuyor gözlerim uykuya...
Her sürgün bir şafakta son buluyordu ya,
Ben poyraz olup esiyorum sabahlara...
Her biri diğerine karışıyor,
Uçuşuyor, sol anahtarları, perdeler, notalar...
Kimse inanamıyor, gemisi batarken,
Hakkımda ne biliyorsun,
Beni ne kadar tanıyorsun ki?
Öyleyse dinle;
Oturmasını, kalkmasını,
Yerinde ağır olmasını,
Kapım çalınıyor,
Açıyorum,
Karşımda sen,
Buzun var mı diyorsun
Gülümsüyorsun,
Ben jale, yeni taşındım bu mahale...
Hişşşşt...
Sarışınım!
Dip boyan gelmiş...
Salına salına yürüyor kaldırımda,
O vitrin senin, diğeri benim, bir endam bir eda...
Kafası bedeninden ayrılarak öldürülen kızın babasına;
'Kızına sahip çıksaydın...'
Tecavüze uğrayana;
'Açmasaydın...'
İstanbul gibi bakma bana!
Benimleymişsin de yokmuşsun;
elimdeymiş elin de, değmemiş gibi...
Yoktan var;
varken yok;
bir varmış,
Geçtiğin yollara iyi bak yolcu,
Dönenlerin izlerini göreceksin,
Çiçeklere, böceklere basma sakın,
Elbet sen de döneceksin!
Kiminin aklı uzakta,
Kısa pantalon giyerdik,
ceplerinde rengarenk misketler,
gazoz kapakları, içleri çamurla dolu..
Çivi oynardık arka bahçede...
Sokak çocuğuyduk biz,
sokakların çocukları...
Doğru söyleyenin kovulduğu dokuz köy vardır ya hani,
orada hep yalancılar mı yaşar?
Yalanla daha bebeklik yıllarımda tanışmışım.
İlkin annem yalan söylemiş, boş emzikle aramdaki sevdayı bitirmek için...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!