Güneşe alışık gözler geceye teslim,
Yüzüne yıldızların gölgesi düşmüş
Sözden öte geçmiş söylenecekler,
Şerefine İstanbul!
Oku..!
Ama bildiğini değil...
Dinle..!
Dinlemeden anlamak mümkün değil...
Sanma ki suskunluklar kabullenmedir...
Dalgalanan denizler durulur elbet,
Fırtınaların da tükenir nefesi...
Ayakta kalanlarındır mirası,
Yaşananları, yaşayanların...
Sanma ki suskunluklar;
Rüyalarımda gördüm ben seni,
Kulaklarım duymadan daha ismini,
İki gözüm kapalı çizdim,
Karakalem resmini...
Dualarım çıkardı seni karşıma,
Dilinin ucuna biriktiğinde kelimeler,
Öfken kabardığında,
İğneler batarken, incindiğinde,
En çok da kırıldığında,
Sus...
Dağ olsa da aldırma sorunlara,
Dünya dönüyor,
ama senin etrafında değil...
Gül pembedir dost elleri,
sen de uzatmasını bil!
Serinleten nefesidir,
Suskunluğumuz çaresizliğimiz olmuş,
ekmeklerin üzerine yağ olmuş,
yalanan parmaklara bal olmuş...
Sus olmuş,
pus olmuş...
Güneş her zaman olduğu gibidir...
Araya giren bulutlar saklar onun yüzünü.
Göremediğine kızmak kolaycılık değil mi?
Öyle 'çoksun' ki bende,
hüznüm sen, sevincim sen,
derdim sen, kederim sen,
hayatımın en güzel rengi; sen...
Kadehteki mey değil, serhoş eden,
sensin, hep sen...
Bayramlar; içimdeki çocuğun varlığını hissettirdiği günlerdir benim için...
Epeydir sesi çıkmamış olsa da, bayram günlerinde mutlaka erkenden gelir, eskilere yolculuk yaparız onunla.
Sıcaktır her gittiğimiz mekan, mevsim hep bahardır.
Kayıplarımız yoktur, daha herkes hayattadır...
O zamanlar yediğimiz çikolatalar bir başkadır, unutulmaz lezzetler, hatırlanır; tadları damaktadır...
Bayram harçlıkları akşamı bulmaz harcanır; geriye bayram yerinin o tatlı yorgunluğu kalır...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!