Gençlik yıllarımın Siirt’inde yaşadığım birtakım olaylar o dönem Türkiye’sinin içinde bulunduğu durumu yansıtan işaretler de taşıyor. Tüpgaz kuyrukları, 12 Eylül öncesi ve hemen sonrasındaki gelişmeler, sokağa çıkma yasakları ki, bizim için büyük bir eğlenceydi- İGD, ÜGD, DEV-YOL, DEV-SOL, DEV-GENÇ gibi kısaltmalar ve onları temsil eden duvar yazıları, afişleri…
Siyah-beyaz TV’nin gelişi, bunu evlerine ilk alanların ayrıcalığı ve keyfi -sonradan bu durum, akraba ve komşu ziyaretlerinin sıklaşmasıyla- kâbusa dönüşüyordu. Orta hallinin altında bir yaşama standardına sahip bizim evde de TV yaşam şansını bulmuştu, biraz gecikmeli de olsa… Bu benim okuma yazmayı söktüğüm ilk sene olduğuna göre yıl:1977 olsa gerek…
Yarım kalmış bir yenilginin tadı
Herkesin damağında,
Neredeyse serinlik,
bir umut olup boğazlara yapışacak
Sevilen her çocuğa yetmeyecek şefkat dokunuşları
Kırıldı kırılacak kristal kaleleri
Bugün dünden artan biraz umutla
selamlaştım gökyüzüyle
helalleştim yıldızlarla
Bana efsunlu bir bakış fırlattılar
“birkaç soluk için yeter
Artık bununla yaşayabilirim” dedim
Sonbaharın hüznü siner içimize ve Eylül başlar,
O zaman, mevsim tadında bir şarkı dolanır ağzımızda ve bir ezgi çınlayıverir kulağımızda:
“sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç”
Alışığız aslında “biz, şehir ahalisi” hazan mevsimiyle yaşamaya
“biz, şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler/ bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler” En kaypak ilgiler kuşatır hayatımızı, Korkular kuşanır ucuz cesaretlerle yaşarız..'
“Sarı bir tilkinin dost bakışlarında” esenlik arar, aldanış iklimlerini soluruz.
Hayallerimizde renkli duran bir dünyamız vardır. En sıkıntılı zamanlarda onu düşleriz. Sevgiler ürkütünce bizi, ve biz ürkütünce sevgilerimizi, kaçar birden kaybederiz onu, tek tek renklerinin solduğunu görürüz onun o zaman.
O zaman, vazgeçeriz çocuk olmaktan. Uçurtmalar, oyuncaklar, yıldızlar ve çiçekler… anlamını yitirir, büyürüz. Büyüdüğümüz dünyamızda:
“Dünya sevgilinin yüzündeydi ama birden boşalıverdi Kavranmaz artık dünya, dışardan, şimdi.” Deriz, Rilke gibi.
Bir zaman ki
Sözü kısık sesi kavi bir zaman
Gülü gül
Ölümü ölüm olmayan.
Mevsimlerin mevsimlere
8.Gün
Bugün Günlerden Pişmanlık
Günler mezata çıktı
talan edildi yıllar
İnsanlık sırra kadem basıp gitti en sonunda
Bilemedik nerede kalmıştı heyulası
kimi çağırmıştı peşinden gidişi
Gitti ve gözlerimiz arkasından baka kaldı
Hüzünler sarmaladı yüzümüzü
Geceler tırmaladı hüznümüzü
Çocukluğun kıyısından geçip gitmişim gibi akıp gidiyordu zaman. Akan bunca şeyin arasında bunun sözü edilir mi, bilinmez. Öyle ya; “her şey akar, bir ırmak gibi…”demiyor muydu, Herakleitos. Akıcı bir hayat, her şeye akan,her şeyi akıtan…Değişiyordu her şey, ben bile… Gecikmeli de olsa akan zamana, hayata gözyaşına uyumum, yine de değişimini iliklerime kadar hissediyordum her şeyin…
Gecikmeliydi diyordum her şeyi hayatımın. Bir yıl gecikmeli olarak bitirdiğim İmam Hatip Lisesi’nden sonra beş yıl daha beklemem gerekecekti üniversite için. Bu arada yaş otuz üç, askerlik henüz yapılmadı. Akademik kariyer için gecikmişim. 27 yaşında profesör olanların efsanelerinin anlatıldığı bir ülkede benim altmış yaşımda profesör olmam gereksiz artık.
Hayatı hep geriden takip etmenin hantallığı çöküyor yer yer üstüme. Yaşama geç katılmanın bedelini hep öderim. Okula işe, randevularıma, ödevlerime ve sınavlarıma hazırlanma da geç kalma rekorları kırdım her zaman. Babam otuzundan sonra ev, iş ve eş sahibi olmuş. Ortanca ağabeyim randevularına geç kalmakla meşhurdur. Aileden örnekleri çoğaltmak mümkün. Velhasılı bu geç kalma işi fena halde canımı sıkıyor.
Eskiler, sabah erken kalkmanın faziletinden dem vururlardı. Galiba haklılardı. Geç yatmak ve geç kalkmakla hayatta bir bereketin hasıl olmadığının resmidir hayatım.
Hayatta geç kaldığım her şey, karşıma oldukça yüklü bedeller isteyen kabuslar olarak hep karşıma çıktı. Geç yatırdığım telefon, su, elektrik faturaları; öğrenci ve öğretmen olarak geç girdiğim dersler, öğrenmede geç kaldığım ve şimdilerde oldukça sıkıntısını çektiğim yabancı dil yüzünden ve şimdi hatırlamadığım durumlar, olaylar ve kişiler karşısında hep bir bedel ödemek zorunda kaldım.
Ancak, doğacak çocuğum bana dede demesin diye evliliği erken yapmamı bunların dışında tutmam gerekir sanırım…
Belli ki bedeli ödenecek her şeyin
Hesap belli aslında
Hesapsız ve boş lakırdıların çetelesi
Tutuldu tutulacak
Nerde hangi nefes alındıysa verilecek
Velhasılı vel kelam
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!