aşk henüz mühürlenmedi,
çünkü göz görmedi,
kulak sesi duymadı,
ateş bacayı daha sarmadı.
hele dur gönül, ne bu telaş?
daha selam verilmeden
sen vedaya hazırlanmışsın.
bir çift göz görmeden şiir,
bir ses duymadan hasret.
ulan gönül,
sen aşkı değil,
bahaneyi bekliyorsun.
dedim ki.
biraz uslu dur.
güldü.
usluluk bize mi kaldı?
haklı kerata.
akıl dediğin yıllardır başımda,
bir hayrını görmedim daha.
aşk nedir diye sordum sakiye.
bilmem, dedi,
kimi cennet diye içer,
kimi cehennem diye.
ben ikisine de inanırım.
sevdiğin sana gülerse cennet,
başkasına gülerse
cehennem.
saki, doldur hele.
daha aşık olmadık ama
hazırlıksız da yakalanmayalım.
şu gönül denen virane
bir kıvılcım bekliyor zaten.
ateş bacayı sarmadı dedik ya,
baca dünden razı yanmaya.
duman yok diye aldanma,
köz dediğin sessizdir.
insanın başına ne gelirse
biraz da
bana bir şey olmaz,
dediğinden gelir.
bir kadın geçer mesela.
bakmaz.
sen bakarsın.
bütün felaket
bu iki kelimenin
arasındadır.
o yoluna gider,
sen kader dersin.
o seni görmemiştir,
sen naz ediyor sanırsın.
sonra oturup şiir yazarsın,
millet seni aşık bilir.
ulan gönül.
daha adını bilmiyorsun kadının,
hangi ara
ömrünü verdin?
gönül sustu.
ilk defa
akıllıca bir şey yaptı.
çünkü aşk böyledir.
kapıyı çalmaz.
bir bakmışsın
ev senin,
kiracı o,
kapının önünde kalan
yine sensin.
sonra akıl gelir.
ben sana demedim mi?
akla da ayrı kızarım.
madem bu kadar biliyordun,
gözlerine bakarken
neredeydin be mübarek?
meyhanenin köşesinde
bir masa bulurum kendime.
karşı sandalyeyi
boş bırakırım.
saki sorar.
birini mi bekliyorsun?
yok, derim,
gelirse oturacak yeri olsun.
insan tuhaf mahluk.
hiç tanımadığı birine
ömründe yer ayırır,
sonra adına
kısmet der.
gelmezse kader,
gelirse aşk,
gidince tecrübe.
başımıza gelen her belaya
ne güzel isim buluyoruz.
ben aşktan korkmam saki.
aşk benden korksun.
kaç defa gönül verdik de
geri alırken
bir parçasını içeride bıraktık.
şimdi elde kalanla
adam olmaya çalışıyoruz.
oluyor muyuz?
o başka mesele.
ama yarın
bir çift göz çıkıp gelse.
şöyle dünyanın bütün gürültüsünü
tek bakışta sustursa.
yine kanarım.
hem de bile bile.
çünkü insanın en büyük aptallığı
aynı kuyuya iki kere düşmek değildir.
kuyunun başına gelip.
belki bu defa denizdir,
diye eğilmektir.
aşk henüz mühürlenmedi.
mühür kimde,
onu da bilmiyoruz.
belki bir kadının avucunda,
belki kaderin cebinde.
belki de saki
şişenin dibine düşürmüş.
arayıp duruyoruz.
göz henüz görmedi,
kulak sesi duymadı,
el ele değmedi,
ad dile düşmedi.
ama gönül.
gönül çoktan
kapının önüne sandalyesini atmış,
gelecek misafiri bekliyor.
dedim.
ya gelmezse?
güldü.
şiir yazarsın.
ya gelirse?
bu defa sustu.
saki uzaktan seslendi.
o zaman
şiir yazamazsın be adam.
şiirin içinde
yaşamaya başlarsın.
kadehi masaya bıraktım.
meğer aşkın
mühüre ihtiyacı yokmuş.
insan birini sevince
fermanı kendi yazıyor,
mührü kendi basıyor.
sonra kader denilen cellat
yalnızca
altına tarih atıyormuş.
saki.
son bir kadeh daha doldur.
ateş bacayı
daha sarmadı belki.
ama ben bilirim.
baca tütmeden önce
yanmaya başlayan
hep evin içidir...
✍️
Mustafa AlpKayıt Tarihi : 31.08.2026 18:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!