yanıbaşımda arşınlarken sen kaldırımları
dağılsın
bağrımızdaki sonsuz gökyüzünde
dayanılmaz sancıları hasretin.
boğulurken gecelerimizin kan kusturucu sanrılarıyla
ölümü düşleyelim
umudun tarlalarında koşarken sabırsız çocukluğumuzu
ki o zamanlar
ölüm itaatkar bir tanrı olurdu bizim için
kasıklarında doğardı güneş
bense tanrıyı kimin gözlerinde görürsen
aşk oradadır derdim hep sana
yazgımızın kapıları ardında yatan
bir yanılsamaydı bizi sürükleyen
aşktı
varoluşların kentine sürgün ederdi bizi.
taparcasına kullanırdım o kutsal kelimeleri
nice satırlardı onlar düşerlerdi yüreğime
süzülerek geçmişin sisli perdelerinden.
hayatın paslı çarklarının sesleri
henüz kirletmemişti bizi ama farkındaydık
farkındaydın
hayatın keskin izleriyle doluydu çünkü
mağrur yüzün
yamalı düşlerin acılarını deşercesine kanatırdı uykularını
hasretiyle kavrulurdun hep bir aydınlığın.
soluk soluğa uyandığın uykularında
suallerinle kafa tutardın
bütün bu anlamsızlığı perdeleyen geceye
ardından gece
astığında kederiyle yükünü bir urganla
sırasını bize bırakır
bizse birbirimize karışırdık.
bedenlerimizin içinde doğan o parlak ışık
uyuştururken sanrılarımızı bir anlığına
arzularımızın çocuksuluğundan ibaret sanardık dünyayı.
sanardık ki arzuladıklarımız kadar varız
belki de bu hayatta.
Kayıt Tarihi : 5.05.2026 22:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.



