Ali Lidar Şiirleri - Şair Ali Lidar

Ali Lidar

35.
Doğum günün kutlu olsun! !
Tam 33 yaşındasın. 33 yaş bugüne kadar başına önemli şeyler geldiğini anlaman için önemli bir yaş. Allah, İsa'yı 33'ünde yanına aldı. Vardır elbet bir bildiği. Geçen 33 yılı hayal kırıklıkları ve pişmanlıklarla özetliyorsun. Olsun.. Kimselerin umurunda olmasan da mühimdir 33 yaş. Kutlu olsun..

Devamını Oku
Ali Lidar

36.
Kadınları severim. En çok onlar üzdü beni. Olsun. Annem de kadın sonuçta. Annemi çok severim. Ama hiç belli etmem. Galiba benim en büyük hobim bu. Kimi ne kadar çok seversem o kadar az belli ederim. Kadınlar iyidir.. Kedileri sevmem. Ve bazı kadınlar kedilere benzer. Kadınları severim ama kedileri sevmem. Kedilere benzeyen kadınları sevmem. Kadınlara benzeyen kedileri hiç sevmem. Yeterince içersem kedilere benzeyen kadınlara biraz sempati duyabilirim ama her koşulda kadınlara benzeyen kedileri sevmem. Pek uyuyamıyorum ben. İnsomnia dedi doktor. Gebermeyesice dedi annem. İyidir annem. Bir de bizim mahallede kadın az, kedi çok. Kedileri sevmem, kadınlar iyidir. Aslında kediler üzmez, kadınlar üzer. Ama yine de ben kadınları severim, kedileri sevmem..

Devamını Oku
Ali Lidar

37.
Birer kahve içelim mi dedi. Olmaz dedim, çay içelim. Kahve içmek sıkıntılı iş, bin çeşit kahve var. Çoğunun ismini telaffuz etmekte bile zorlanırım. Sonra nerede içeceksin? Şöyle afili bir mekana gitmek gerekir. Çay öyle mi ama? Çay çaydır işte (tabi sütlü-buzlu çay v.s saçmalıklarını saymazsak eğer) çay sadece çaydır. Ve belki de bu yüzden çok güzeldir. Uzun boylu düşünmeye zorlamaz insanı. En fazla açık ya da demli içme opsiyonun vardır. Çay iyidir, beraberinde buğulu bir samimiyet getirir..

Devamını Oku
Ali Lidar

38.
Depresyon belirtileri gösterdiğimde çevremdeki insanların bana sundukları kurtuluş reçeteleri;
Annem: İki rekat namaz kıl da yüreğin ferahlasın.
Babam: (Gıyabımda) Evlendiremedik gitti bu herifi olacağı bu işte, iyice tohuma kaçtı hıyar!
Murat: Siktiret hacı ya takma kafana hiçbir şeyi.
Berkant: O değil de n'olur bu akşam Liverpool maçı?

Devamını Oku
Ali Lidar

39.
Ben ona biriktirdiğim her şeyi sundum. Zamanı, kitaplardan süzdüklerimi, yazabildiğim ve yazabileceğim her şeyi. O ise günlük hayatın sıradan beklentilerine o kadar alıştırmıştı ki kendini, başka türlü bir sevme şekline ihtimal bile vermiyordu. Olmadı, olamazdı da. Benim yanımda uçmak için can atan bir kedi yavrusu gibi takıldı bir süre, uçabilmek için gereken arzu ve iyi niyete de sahipti aslında. Ama, kanatları yoktu..

Devamını Oku
Ali Lidar

4.
Hayallerindeki adam olmadığımı anladığında beni değiştirmeye çalışacağına, susarak bir duble rakı içseydin benimle bir çok şey kendiliğinden değişirdi. Yanıma, kırılacağı baştan belli hayallerle sokulacağına oturup birer bira içseydik keşke. Hiç değilse içer misin diye sormadan çay suyu koysaydın ocağa. Sen suyun kaynamasını beklerdin ben seni beklerdim ve aradaki boşluğa bir aşk ihtimali sıkıştırırdık..

Devamını Oku
Ali Lidar

40.

David Foster Wallace okuyunca yalnız olmadığımı anladım. Her ne kadar ilaçlarla üstesinden gelemediği süregelen depresyonun sonucunda intihar etmiş olsa da, büyük laflar edip gitmiş gittiği yere..
" Tamam, peki, evet, ama dur biraz tamam mı? Beni anlaman gerek. Tamam mı? Bak. Huysuz olduğumu biliyorum. Bazen biraz içe kapanık olduğumu da biliyorum. Benimle beraber olmanın kolay olmadığını biliyorum tamam mı? Tamam mı? Ama ne zaman huysuz olsam, içe kapanık olsam, benim seni terk ettiğimi ya da sepetlemeye hazırlandığımı düşünüyorsun. Dayanamıyorum buna. Sürekli korkman yoruyor beni. Hangi ruh hali içinde olursam olayım saklamam gerekliymiş gibi geliyor, çünkü sen hemen seninle ilgili olduğunu ve seni sepetleyip terk etmeye hazırlandığımı düşünüyorsun. Bana güvenmiyorsun. Güvenmiyorsun. Yaşadıklarımıza bakarak bana kayıtsız şartsız güvenmen gerektiğini falan söylemiyorum. Ama sen de hiç güvenmiyorsun bana. Ne yaparsam yapayım bana karşı güvenin sıfır. Değil mi? Seni terk etmeyeceğime söz veriyorum dedim ve sen de bu beraberliği uzun soluklu gördüğüme inandığını söyledin, ama inanmadın. Değil mi? Bunu olsun kabul et, edebilir misin? Bana güvenmiyorsun. Hep kaygan zemindeyim. Görmüyor musun? İkide bir sana güven vermekle uğraşamam ki."
Parmenides haklı galiba. Akış yok.. Hareket yok.. Değişim yok.. Dönüşüm yok.. Her şey tek ve bütün ve sabit ve sonsuz.. Diyalektiğin canı cehenneme. Hem Kadıköylü şairin dediği gibi.. "Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir? "

Devamını Oku
Ali Lidar

41.

Canımız çok sıkılıyor. Felaket sıkılıyor.. Eğlenirken, kitap okurken, günlük hayatın bokluklarıyla uğraşırken bir taraftan da sıkılmayı hiç ihmal etmiyoruz. Bizim kuşağın tanımlayıcı özelliği bu olsa gerek. Çok güzel canımız sıkılıyor. Biraz dağılacak gibi olduğunda sıkıntımız, kendimize imkansız aşklar yaratıp, bayılana kadar içip, etrafımızdaki her şeyi kırıp dökerek daha da arttırıyoruz.. Bizim en büyük sermayemiz, can sıkıntımız. Hayıflandığımız bir şey yok, geçip giden güzel günleri iç çekerek anımsadığımız da yok. Galiba güzel günler diye bir şey bile yok. Kaldırımların bir halt bildiği yok, hiçbir devirde muhteşem falan olamadık. Olmayan şeyleri anlatıp, olmayan eski kendimizle gururlanıp tanıdık masallarla soslayarak boktan hayatlarımızı, kendimizi ve başkalarını kandırmak konusunda çok marifetliyiz sadece hepsi bu..

Devamını Oku
Ali Lidar

42.
Her insan bazen kendini çok özel hisseder, dünyanın odağındadır adeta, merkez odur. Her şeyin kendi etrafında döndüğünü, o olmadan hiçbir şeyin anlamlı olamayacağını falan zanneder.. Dünyanın hakimi olmuştur artık. Ve bunu insanlarla paylaşmak ister. Telefona uzanır, ama anlatabilecek kimsesi olmadığını görür. Dünyanın merkezidir o, ama bunu paylaşabileceği kimsesi yoktur.. Sonra ayakları yere basmaya başlar. Bulutlardan inmiştir artık. Yatağına kapanır. Büzülür, büzülür, büzülür.. Küçücük bir nokta haline gelene kadar yaklaştırır diz kapaklarını kafasına. Sonra biraz ağlar. Daha sonra da bunun ne kadar saçma olduğunu fark eder. Sonra konuşur. Kendi kendine konuşur boş boş.. Sonra.. Bundan sonrası yoktur. Hayatın tam da orasına takılıp kalır bazen insan..

Devamını Oku
Ali Lidar

43.

Babalarımız, öğretmenlerimiz ve sevgililerimiz istedikleri gibi olmamız için çekiştirip durdular bizi ve hepsinin istediği de başka türlü adamlar olduğu için gerçekte nasıl olmamız gerektiğini bir türlü anlayamadık. Onların projeleriydik sanki ve 'başarısız hayat projesi' olup çıktık sonunda. 'Kötü yaşanmış hayat garibesi..' Babalarımız kendileri gibi sert erkekler görmek istedi karşılarında, öğretmenlerimiz ise sertliklerimizi törpüleyip diğer koyunlara benzememizi sağlamak için ellerinden geleni yaptı. Onlar etraflarında uslu çocuklar görmek istiyorlardı ve uslu olmayanları zorla uslandırma yoluna gittiler. Kadınlar ise.. Her biri nasıl bir adam yarattıysa kafasında ona uydurmaya çalıştı bizi. Umutsuzca uğraştık aslında onların hayallerindeki adam olabilmek için, olmadı. Komik kopyalar olmaktan öteye geçemedik. İyi niyetliydik ama iyi niyet beceriksizliğimizi ortadan kaldıramıyordu. Bizden bir halt olmayacağını anladıklarında fazla oyalanmadan çekip gittiler. Galiba asıl sorun da bundan sonra başladı. Çünkü onlardan geriye yarım bir iyi niyet ve hayal kırıklığı enkazı kalıyordu her seferinde. Eski bizden kurtulup onların istediği biz olma yolunun tam ortasında bir başımıza kalıveriyorduk. Geri gidip eski kendimize dönemezdik. İleri doğru tek bir adım atmamız da imkansızdı artık. Gücümüz yoktu. Bir tür ruh arafında asılı kaldı içimiz. Birer bilinçsiz uydu misali bulunduğumuz yerde kıpırdamadan, yanımızdan geçecek ve mutlak bir itaatle yörüngesine gireceğimiz yeni gezegenler beklemekten başka seçeneğimiz de kalmamıştı. Daha çocukken köleliğe ve itaate koşullandırılan bizden, başka bir şey de beklenemezdi zaten..

Devamını Oku