Kamera döşemiş sağa sola
Masaya oturmuş bizi izliyor
Bakınıp duruyor sana bana
Tuhaf adam patron efendi
Can sıkıntısı mı var bilmem ki
Yoksa korku mu salmak istiyor
Tut ki ben periyodik cetvelim
Metalinden ametaline kadar
Ne istersen önüne sererim
Rüyanda bile görmesi çok zor
Bu kadar element akla zarar
Sen kocaman saraylarda yaşa
Duvarların bile altın kaplı olsun
Vezirin, rezilin sana selam dursun
Bize çok bile çadırdan bozma oda
Olursa içine bir parça güneş vursun
Sen en güzel yemeklerden ye
Bütün aşçılık hikâyesi askerde başlamış
Komutan Muttalip’i mutfağa koymuş
Tencere tava kazan kepçe eline yakışmış
Bölükte buram buram bir bayram havası
Bizim Mehmetçiklerin karnı doymuş
Kırk yıllık yemekhane sanki ana sofrası
Hatırlıyorum adı Mücahit’ti
Çok iyi saz çalardı
Gözleri hiç görmezdi
Gariban bir adamdı
Bizim yurtta kalırdı
Ah o şarkılar yok mu?
Hani gözü çıkasıca
Beni benden eder
Koyar bir zindana
Ölmekten beter
Ben yurda başlarken
Dokuzuncu yılında Sebahattin
Gençlik gelip geçerken
Yurt köşesinde garibim
Bakmayın deli diye
Bayraktan geçilmez oldu sokaklar
Havada kirli siyaset kokusu var
Yine bir seçim geliyor olmalı
Şimdi renk renk uçuşur bayraklar
Fakir sokaklara ne diye asılı
Sen minik şehzadem
Gel masum günahsız
Sana nasıl söylesem
Bil ki hayat acımasız
Kelli felli birisi değilim
Ben şemsiyeden nefret ederim
Güya yağmurdan korur öyle mi?
Vallahi kuru kalmaz hiçbir yerim
Hele hafiften bir rüzgâr esti mi?
Tersine döner zavallı telleri
Satar seni elinle beslediğin hain




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!