Her sabahın köründe
Şu köşeden gelip geçer
Puslu gölgeler içinde
Nefesi buhara karışan
Bir garip severgezer
Kim demiş ki fakirler sevemez diye
Gönül zenginliği değil miydi asıl olan
Eskiden samanlık seyran olurdu bize
Hani o iki gönül bir olduğu zaman
Kim demiş ki çirkinler sevemez diye
Serçe parmağımın ucunda
Boy vermiş şeytan tırnağı
Yerin dibinden hiç çıkmasa
Bütün tırnakların yüz karası
Baksan ufacık bir kıymık gibi
Kimsesiz bir ağacım
Dağ başında ıssız
Yaban bir köşeden
Dört mevsim şiir açarım
Uçsuz bucaksız
Uykumun en tatlı yerindeydim
Birden aralandı kâbus perdesi
Zor bela açıldı uykulu gözlerim
Eli kanlı sivrisinek karşıma dikildi
Derken keman çalmaya başladı
Bir paltom vardı
Saçın gibi siyahtı
Başka renk giyemem ki
Hepsi bir birinin aynı
Bunu hiç giymedim
Niye aldım bir bilsen
Bakıyorum da yine yüzün bir karış
Karadeniz’de gemilerin mi batmış
Kaşların tam bıraktığım yerden çatık
O güzelim yüzün gülmüyor yazık
Kibirli kirpiklerinden öfke dökülmüş
Sanki kara kediler suya dalmış gibi
Sonbahar gelir şehre
Bir ağaç ayakta ağlar
Çökünce karanlık gölge
Görünmez olur dağlar
Çiçekler ölür ağır ağır
Bu şehirde kalan son yeşildi
Yol kenarındaki kışladan sarkan
Bir bölük ağacın hazır kıta dalları
O güzelim ağaçların hepsi kesildi
Büyük bir inşaat başlıyor olmalı
Sana üç vakte kadar bir şey görünür derler
Hani var ya şu bizim çokbilmiş müneccimler
Gözlerin yollara dalıp da beklersin sonra
Zıkkımın kökü ucundan azıcık gözükse ya
Dilin kemiği yok deyip salla babam salla




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!