Sonbahar gelir şehre
Bir ağaç ayakta ağlar
Çökünce karanlık gölge
Görünmez olur dağlar
Çiçekler ölür ağır ağır
Bu şehirde kalan son yeşildi
Yol kenarındaki kışladan sarkan
Bir bölük ağacın hazır kıta dalları
O güzelim ağaçların hepsi kesildi
Büyük bir inşaat başlıyor olmalı
Bazen haddimizi aşıp yemeğimizi beğenmeyiz
Çünkü yalnızca dilimizle tat almaya alışmışız
Rica etsem birlikte bir garibanı düşünebilir miyiz?
O gariban ki bir parça kuru ekmeği ele geçirip
Gökte ararken yerde bulduğuna şükürler edip
Bir damla suyu gönlüne serper gibi ekmeğe serpiyor
Suya baktım nehir kenarında
Suda çocukluğumu gördüm
Henüz üç dört yaşlarında
Öyle masum masum güldüm
Sevinçten olsa gerek
Gözümden bir damla yaş döküldü
Arabasıyla üstüme su sıçratan insan
Sana insan dedikse lafın gelişi canım
Vallahi de yok üstüne hiçbir hayvan
Cümbüşlü sokakta kırk yıllık yayayım
Ne hayvanlar gördü şu koca kaldırım
Bana her ne olduysa sen gidince oldu
Bir araya geldi içimdeki tüm iyi hisler
Koca masada gülen hiç kimse yoktu
Yüksek askeri şura gibi asıktı yüzler
Uzun oturumdan savaş kararı çıktı
Çoban:
Gelin benim yavrularım
Kavalıma kulak verin
Sakın sürüden ayrılmayın
Sürüden ayrılanı kurt kapar
Bal çıtasından düşen bir arının
Çocukken üstüne basmıştım
Arı ayağımı sokunca ağladım
Yaralı arıyı olay yerinde bırakıp
Kendi acımın derdine düştüm
Olup bitenler bir kazaydı ama
Parklarda dikilir deliler gibi
Bir tahtası eksik tahterevalli
Hele iki kişi oturmaya kalksa
Zıt kutuplar gibi iki ucuna
Dellenir birden bozuk terazi
Sana üç vakte kadar bir şey görünür derler
Hani var ya şu bizim çokbilmiş müneccimler
Gözlerin yollara dalıp da beklersin sonra
Zıkkımın kökü ucundan azıcık gözükse ya
Dilin kemiği yok deyip salla babam salla




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!