Kadıköy içinde bir boğa yaşar
Bir yanında Altıyol bir yanında bahar
Öfkesi tunç başından taşar
Garibin canı desen burnunda
Keskin boynuzları mızrak olmuş
Şimdi ha vurdu ha vuracak
Muhteşem Ayasofya’nın koynunda
İstanbul’un gözlerden uzak köşesi
Yıllanmış duvarlar arasında saklı
Sessiz mekan Caferağa Medresesi
Geniş taşlarla döşenmiş küçük avlu
Uçsuz bucaksız enginlerde ben bir denizaltı olsam
Ruhum daraldığı vakit dalıp gitsem denizin dibine
Pehlivan bir balinayla güreş tutup el ense çeksem
Rakibi gücendirmeden heybetli sırtını çalsam yere
Azgın köpek balıkları muhabbet için peşime düşse
Safranbolu eski çarşıda
Evler birbirine yapışık
Bir çıkmaz sokakta
İnsanlar tarihe âşık
Geçiyorsun semercileri
Hoş geldin deniz kızı
Şeref verdin kıyıma
Sen denizlerin ışıltısı
Buyur gel soframa
Belli ki yorgunsun
Şımartmış seni Romalılar
Firavunun taşını çalıp
Sultan Ahmet’e koymuşlar
Benim şu yalan dünyada
Bir çakıl taşım bile yokken
Seninse öyle ulu orta
Bir kişi alacaksa bir kızı
Ne diye bin kişi ister
Derinden yürek ağrısı
Sanki olasılık mı dinler
Bir deli kuyuya taş atsa
Bizim çocukluğumuz ucuzdu
Oyuncak istemezdik kimseden
Sokaklar tıka basa doluydu
Oyuncak, hani o en güzelinden
Tıpkı define arar gibi dikkatli
Ben en çok burnunu sevdim
Hani var ya biraz uzunca
Aşkın gözü kör mü dersin
Senden güzeli yok cihanda
Hep bir eda var yüzünde
Dostlarım bana kızıyor
Haksız da değiller hani
Ne diye böyleyim sanki
Gönlümün esiri olmuşum
Aşktan ötürü sarhoşluğum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!