Ahtapotun küresel kollarıdır sömürgecilik
Altımilyar canın ekmeğine uzanan
Obur bir fil iştahasıyla...
Bukez rüyaların rüzgârıyla şişti herşey
Pembe balonlarla sömürüldü hayaller
Arabalar villalar kağıtlar uçuşurken havada
Küçük bir memurdu gönlü zengindi
Yüreğinde hizmet aşkının izleri vardı
Dağ taş demeden gezdi her yeri
Devletin tahsildarı Muzaffer Tığlı.
Yedirmedi haram bir lokma bile
Senin gözlerin yağmur damlası
Kımıl kımıl akıyor denizlere
Berrak bir nehrin çağıltısı.
Sevda titreşimleri soluğunda
Güneş konaklamış teninde
Yıldızların karanlığı,
Gecemin durağıydı;
Çisil çisil yağan yağmur gözlerin
Çığ düşmüş yüreğinde
Kutupların soğuk ve ıslak yalnızlığı
Teninde güneşin gözleri var,
Vahanı perdeleyen çöl kumları.
Mehtap gecenin gözleriydi
Karanlıklara ışık tutan
Gece sönmüş güneşlerdir
Kaç sevda tükenmiştir
Yangınlarında...
Sen susarsan;
Börtü böcek çiçek düştü
Yanıbaşıma boynu bükük
Daha büyük daha büyük
Davan var senin ey şair
Daha büyük...
Gözleri bantlı köleler
Hayalin coşsun kadehlerde
Elele tutuşsun gönüller
Ilgıt ılgıt esen yel de
Duyarım nefesini,
Şarkılarda susmayan sesini
Gel karşıma otur güzelim
Dünya dönüyor;
Tekerinde çomak var,
Bir tarafında güneş
Bir tarafında Ay,
Dökülmüş saçlarına
Beyaz bir kar,
Sarı yaprakta buluşur gizleri eylülün
Önünde solgun mevsimi sürükler
Sokaklarda yazdan birikmiş hüzün
Akmak için şehrin damarlarına...
Sonbahar acı gülümseyişidir mutluluğun
Eğreti iliştirilmiş tebessümlerin
İçimdeki son kıpırtısın sen
Kapıyı çalmadan gelen
Evren kadar büyük ve derin.
Karanlıklardan su içen
Gözlerini okşadım gözlerimle
Öylesine sen öylesine sen ki;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!