Gündüzün ufkunu örmeden gece;
Melal-ü hasretle inliyordun sen.
Hüzünlendim birden kendi kendime,
Dedim bunca keder işkence neden?
Gece miydi bunca hüzne sebep?
Mademki sonu yokluk bu mendebur âlemin
Tüm varlarından sıyrıl ve artık öyle yaşa
Makam mevki şan şöhret hepsini sıfırla çarp
Dünyalık saltanatı yık artık öyle yaşa
Müjdeler sana ey şehri şehzade!
Yıllardır özlenen bir an geliyor.
Bağrın ki binlerce Yavuz’a gebe;
O mümbit bağrına sultan geliyor!
İnsanlar yollarda öbek öbekler,
Bırakır geceler ıssızlığını,
Erir kalplerdeki kaskatı taşlar.
Unutur garipler yalnızlığını,
Kaygılardan uzak bir hayat başlar.
Yeşerir yeniden sararan yaprak,
NEYE YARAR
Aklıma düştüğün sürgün zamanlar,
Beni bir tek kalem bir kâğıt anlar.
Sanki yetmez gibi çektiğim gamlar,
Kan sızar ruhuma, ruhum kan damlar.
Kalmamış servetin sökük hırkandan
Rest çekmiş çıkmışsın duyduk fırkandan
Yalandan talandan çalan çırpandan
Bir bir hakkımızı al Muhtar Eşref
O siyasilerin bitmez tafrası
Sen olmasan da zalim farkında,
Her şey dönüyordu kendi çarkında.
Olur, olmaz anlar çıkıp karşında;
Durmasam ne olur, dursam ne olur?
Ne çektiğim bunca işkence melal?
Havada uçan bulut,
Yüreklerdeki umut,
Bütün âlem, tüm boyut;
Gelmeni beklemekte…
Basılan kara toprak,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!