Ne kalana git, ne gidene kal derim,
Yükü kendinden ağır olanı ben bilirim.
Zira gönül dediğin ne mülktür ne de hancı,
Kendi yolunda yürümeyen, her durakta yabancı.
Eğilip bükülmek yakışmaz asil bir sancıya,
Gözümde birikmiş o eski bulut,
Sönmüş ateşlerin külünde umut.
Ne bir ses fısıldar ne bir el tutar,
Gönül bu diyarda mecburi konut.
Yollar ki uykulu, yollar ki sağır,
Hangi şiirin kapısını çalsam
Sen açıyorsun
Hangi dizeye sapsa adımlarım
Sana çıkıyorum.
Mürekkep değil sanki damlayan,
Yokluğunun koyu gölgesi kağıtta.
Biz dünyayı kalbimiz gibi bildik,
Öyle saf, öyle hesapsız, öyle berrak...
Kime el uzattıysak, vefayı maziye gömdük,
Dost dediğimiz kapılardan, ayrıldık çıplak ayak.
Sırtımızda bin hançer izi, yüzümüzde sahte gülüşler,
Meğer ne çok biriktirmişiz, kursakta kalan düşler.
Yüreğimde birikmişleri döktüm dizelere,
Kelimeler yetmedi, sığmadı kağıtlara.
Bir fırtına koptu sessizliğin ortasında,
Anlatamadığım ne varsa, emanet ettim rüzgarlara.
Her mısra bir kırgınlık, her nokta bir vedadır şimdi,
Söylenmemiş sözlerimin ağır yükü dindi.
Zaman
anılarla geçirilecek zaman değil,
Zaman
Anılar biriktirilecek zaman..
Yarına ertelenen her gülüş,
Rüzgara çattım bugün,
Yanımdan şöyle bir geçti,
Ne senden bir koku getirdi,
Ne de senli bir esinti..
Güneşe çattım bugün,
Sırtımda yılların ağır yükü,
Gözlerimde sönmüş bir kandil.
Zamanın aynasına bakıyorum da;
Geçen ben miyim, yoksa ömür mü?
Bir yanda devleşen hatıralar,
Gözleri kör eden bir şatafat,
Ruhu sağır eden bir uğultu...
Eskiden bir "ayıp" vardı, ar vardı,
Şimdi sessizliğin içine gömüldü.
Vicdan, yorgun bir işçi gibi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!