Şiirde Şehvet
İnsanı sevk eden üç ana kuvve var; kuvve-i şeheviye (yeme, içme, cinsellik, uyku ve konuşmak) , kuvve-i gadabiye (elde etme, hükmetme, menfaat sağlama) , kuvve-i akliye (felsefe ve düşünmek) . Bu kuvvetler üç şekilde kullanılır. Tefrit (en düşük seviyesi) , ifrat(azami düzey) , vakar (kararında yerli yerinde, uygun şekilde) . Örneklemek gerekirse; yeme konusunda en düşük seviye vücudu zayıf düşürerek verimli çalışmasına mani olur, üst seviyede olunca çeşitli hastalıklar ve hantallığa sebep olur; orta karar en uygunu. Diğer kuvvetler için de bu geçerli. Gadabiye kuvvetinin aşırısı Firavunluğu, yetersizi de köleliği doğurur! Vakar olan orta karar ise en uygunu ne köle ne de firavunluğa yol açmadan özgür ve insan onuruna uygun yaşamak.
Edebiyat konusunda güzel bir tespit var; “Edebiyat ne ahlakidir, ne de gayri ahlakidir; edebiyat la ahlakidir.” Yani edebiyat ahlak dersi vermek için değildir! Ahlaksızlığı ders vermek için de değildir; edebiyat ahlak konusunun dışındadır, ayrıdır. Edebiyat kelimelere edep vermek sanatıdır. Edebiyat, kelimeleri ustaca dizerek şiir olsun, yazı olsun; şeklen estetik, mana olarak da anlamlı olacak dizimi elde etme sanatıdır.
Sineden Dideye
Cemalinde hoş, celalinde…
“Bugün Ahmet Benim”
Aşk’ın seyrindeyim,
Muhteşem bir kederdeyim;
Sütten çıkmış ak kaşık
Süt, beyaz rengiyle aynı zamanda temizliği de imgeler.
'Sütten çıkmış ak kaşık' deyimini sık duydum.
Halis tereyağı saf sütten süzülür, daha değerlidir.
Süt buzdolabında saklansa da pastörize edilmiş olsa bile 2–3 gün içinde bozulur. Fakat bozulan sütten çökelek peyniri yapmak mümkündür. Büsbütün çöpe atmaya lüzum yoktur. Tereyağı ise sütten süzülmüş daha halistir, değerlidir. Sütten daha geç bozulur. Fakat bozulan tereyağını kullanamazsınız. Çöpe atmaktan başka yapacak bir şey yoktur. Bir kez bozulduktan sonra başka bir ürün olarak değerlendirilemiyor.
Üflemekle Güneş Sönmez
Toplumsal kargaşa ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması, insanların kendini ifade etmedeki beceriksizliğinden kaynaklı! Bireyin toplumda "Doğru" kabul edilmiş belli kalıplara uymak zorunda kalması gelecek nesli de olumsuz etkiliyor! Birey, kendini toplumun kabullerine göre değiştirdiği için aslından uzaklaşır. Bir sonraki nesil ise bu aslından uzaklaşmış insanların kabullerini miras aldıklarından onlar da mevcut kurallara uygun davranarak kendilerini toplumda kabul görmüş "Doğru"lar üzerinden ifade etmek zorunda kalır! Kulaktan kulağa oyunundaki gibi; ilk söylenen söz, son duyana ulaşana kadar tamamen değişmiş olur!
Bu nedenle bazı öğretileri kutsama ve savunma mekanizması gelişir! Oysa Güneş üflemekle sönmez, doğru fikir zaman ve zemin bulduğunda açığa çıkar ve kendini gösterir. İdeolojik ya da dinsel bir fikir, eğer kendini gösteremiyor ise bahane bulmak yerine fikirde bulunan hata ya da eksiği görmeliyiz. Fikir eğer kutsanmışsa zaten eleştirilemez ve yanlış olduğuna dair yorum dahi yapılamaz. Yani doğruluğundan şüphe eden bile suçlanır! O zaman fikir tartışılmayacağı için dayatılacaktır. Doğru nakil edilip edilmediği bile sorgulanmaz! Hatta bazı fikirleri korumak için savaş vermek, karşı fikre yasak getirmek övülür! Fikir "Doğru" ise savaşmak neden? Fikre, fikirle saldırılırsa zaten iki fikir kapışır ve "İyi oynayan kazansın" mantığıyla güzel fikir çoğunluğa hitap eder. Bunu zorla kavgayla kabul ettirmek gelecek nesle kötülük yapmak olur. Çünkü doğru ve yanlış insan algısına görecelidir. Fikir sahibine açılan savaş yüzünden sorun çıkıyor zaten. Okunan bir şiirden mahkum olmak, ırksal veya dinsel (karşıt veya yandaş) söylemlerden hedef olmak gibi çok sıkıntılar toplumun açılımına mani olur...
Tercihe Sunulan Seçilir
Seçmek irade ile seçime sunmak ise başka. Bin bir türlü seçeneği tercihe sunan, tercihe ancak seçenek adedince müdahale etmiş demektir! Demem o ki seçenekleri ortaya koyan tercihe bir nebze müdahale etmiş olur; seçenekleri sunmak da müdahaledir! Tercihe sunulan a,b,c,d,e ya da hiçbiri. “Hiçbiri” pek olmaz. Mevcut seçeneklere sürer hayat insanı. Ben de “f” ekleyim deriz bazı. Ekletir mi? Evet, ekletir ama bu cesaret bu bilinç var mı herkeste. Evet, biz tercihe sunulandan seçeriz! Sofrada olmayanı seçemeyiz. Ya da listede... O halde liste, göreceli seçime bir nebze müdahale eder! Şöyle düşünsem; listede olmayanı isteyen listeye tercihini ekletebilsin! Ya da tercihimin listede olduğu yeri seçsem! Dünya sefil! Biz bu tercihi nerde yaptık! Evet biz tercihimizi yaşıyoruz! Ve tercihimizden yakınırız! Ahhh! Bilsek, seçer miydik! Ama bildik, vazgeçmek mümkün/mü? Belki! Arif biliyordur işin sırrını! Çıksın ortaya tercihler, bil ki yalnızca tercih edilen görünür bu sefil Dünya'da!
Tercihe sunulanlar aslında bir önceki boyutta insanın kendi tercihleri. Yani garsondan istediğini masada beğenmez insan.
Temas
Bir söz söyle, yalancıktan;
İltifat niyetine, döner sana.
Seviyorum de, öv beni!
Bir şey ver mesela elma/s,
Yoksa
Biz Yaradan’a ait olan aşkın ve sevginin tamamını
Yaratılana yönlendirip, acılara kapı mı açtık.
Hayali sevgililerin özlemiyle yanıp,
Cennetteki mutluluğu burada boşa mı aradık.
Yeni Kapılar Açılıyor
Güzelim, hazır mısın?
Çıkalım…
Aşağı bakma!
Yaşlandıkça Bencilleşen İnsan/lık!
“Biz'den, ben'den vazgeç, gel, gel.
Sen'lik ve biz'lik yok oluncaya kadar gel.
Ne "sen" kalasın, ne de "biz" kalalım! ” Mevlana




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!