meyve soymuşum gibi elim kokuyor
parmaklarımda dudaklarının yapışkanlığı
nesefinin buharından
gözlerim buğulandı
titremesiyle çarpıntısıyla başladı aşk
Küflenmişti suskunluğunda
Gözleri hüznüne çökmüştü
Konuşurdu duyulmazdı
Ağıt yakma gidenin ardından
Dinle kulaklarını dört açarak
Kuşları, rüzgarı ve böcekleri önüne almış
Sağır sessizliği
Onlarca asır geçmiş
Bu koca şehirde
bugünün bitmeyen işini bırakarak yarına
çıkmak, mesai arkadaşlarıyla vedalaşarak
kapıları teker teker bırakarak arkamızda
akşam vakti gülümseyen sokaklarla kucaklaşmak
15.06.2009
Yasalar
Yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak
Her ana yazılmış bir söz var mı içinizde
Bir doğrunuz var mı
Evrenin sonsuzluğunda hiç bükülmeyecek
bir neşeye ağrıdı
bir kumsalın sabah ferahlığına
güneşe konmuş ak bir buluttu
gökleri okşayan bir el kadar küçük
çiçeğin avcunda yalnızlık
Yanında yaşadığı sudan görürüm ben
insanın içini
İşte böyle kapkara gördüm ben
İstanbul şehrinin
insanının içini
aşk
aramak ile
kaybetmek arasında sıkıştırılmış bir şeydir
tüm soluğunu
iki kişilik bir -şş- sesinde harcayıp
bebek
kanlı üzüm gibi
bir çift yanak
yumuşak ve yuvarlak
bir bardak sudaki dalgalardır
Falez üstlerinden
mavi gri ufuklara doğru
uzar gider bakışlar
Güneş




-
Dilruba Taşkıran
Tüm Yorumlarkısa ve öz