Geçmişimize dönüp bir baktığımızda nelerin değişip, ne hal aldığını görmemiz mümkündür. Değişmez dediğimiz kurallar ya da bende asla olmaz dediğimiz davranışlar zamanın çarkında eriyip gittiler. Nasıl ki her yeninin bir gün eski olacağı gibi her dönemin anlayışının ve davranışının oluşmasına tanıklık etti zaman.
Herkes bizim jenerasyon çok başkaydı der. Çünkü yaşanılan zaman mefhumu oluşan şartlar ve öğrenilen doğrular çerçevesinde oluşmuştur. Onun için geçmişte yaşanılan olayları veya davranışları yorumlarken o günkü şartlar dahilinde değerlendirmemiz gerekir. Ama asıl olan şudur ki iletişim çağı insanlardaki kültürel ve bilgisel gelişmeyi çok ileri safhaya taşımıştır. Çocuklarımız daha okula gitmeden çoğu bilgileri öğrenmişler ve hatta çoğu olaylar hakkında yorum dahi yapabilmektedirler.
İnsanların hareket kabiliyetleri artmış, yaşam standartları yükselmiş, bilişim hareketleri hızlanmış, yaşam süresi dahi uzamıştır. Bütün bunlar aslında bize gelişmenin çağımızda ne denli hızlı olduğunu gösterir. Artık çağa ayak uydurabilenler ayakta kalmaktadır. Hiç kimse bir olayı değerlendirirken kestirip atamamaktadır. Özgür düşüncenin palazlanıp ortaya çıktığı aydınlanma çağından bu yana insanlar hep sorgulayarak yeniliklere imza atmışlardır. Bu gün dün ne kadar güzeldi dediğimiz gelişmeleri ancak tebessümle anabiliyoruz. Yalnız geçmişteki bu gelişmeler günümüzdeki teknolojik, bilimsel ve sanayi alanındaki gelişmelerin ana kaynağını oluşturmaktadır. Geçmişten gelenler bizlere geleceğin en ileri seviyesi olarak geri dönmüştür. Alt yapı dediğimiz bu birikim insanlığın gelişim kaynağıdır.
Ortaöğretim yıllarındaki yaşadığımız yerleri ve yaşam şartlarını göz önüne alarak bir değerlendirme yapacak olursak, hem görsel hem sosyal ve ekonomik açıdan ne kadar yol aldığımızı görmemiz mümkündür. Hayatı alabildiğine ciddiye alan ve tahammül sınırının azami derecede olduğu yıllardır jenerasyonlarımız. Bağlandığımız doğruları hiç değiştirmeyecek kadar tutucu ve eleştirilere kapalı bir hayat tarzından birbirlerini anlayan ve birbirlerine tahammül edebilen insanlar haline dönüşebilmek büyük bir gelişimin ve özgür düşüncenin ürünüdür.
Duygularımızı dışa vurmaktan dolayısıyla paylaşmaktan çok uzakta olan nesillerden çok rahat bir şekilde karşılıklı konuşarak açıkça paylaşıla bilen kişiler olabilmek için geçmiş kuşaklar çok emek harcamadılar mı? Çok zaman gerekiyor değişimin oluşmasına vede toplumda kabul görmesine.
Bu değişimler bazen çok olumsuz tezahürler halini almadı da değil hani. Mesela bizim nesillerin doğruluğu ve canı pahasına arkadaşlığı sanırım ekonomik nedenlerle erozyona uğradı. Benimsediğini ve değer verdiğini hiçbir zaman yolda bırakmayan bir kuşaktan daha faydacı ve çıkarcı insanlar haline geldiğimiz sanırım yalan değil.
Bayram böylemi gelecekti?
Böylemi çalacaktın kapımızı...
Ucuz zamanda böyle,
Dar mı yaşayacaktın
Bizi yaktın vay...
Hep sonradan söyler,
Biz uzaktan severiz.
''Seni seviyorum'' diye
Beklerken sevdiklerimiz.
Siz hiç hayatını milletine feda eden, Özel yaşantısını bir kenara bırakarak uykusuz gecelerde hep yarın ülkem için neler yapabilirim diyen birini gördünüz mü?
Siz hiç savaş meydanlarında korkusuzca ileriye atılıp, memleketin dört köşesinde halkınızla birlikte mücadele ettiniz mi? Millete güvenmenin ne demek olduğuna, milletin desteği ile nasıl başarılı olunduğuna tanıklık ettiniz mi?
Siz hiç silahımız yok diyenlere ‘’bulunur’’düşmanımız çok diyene’’yenilir’’diyebildiniz mi?
Yüzümdeki çizgiler,
Hep senin hatırandır.
Hala durur kalbimde
Kanayan aşk yarandır.
Vurgun yemiş balık gibi,
Kerem, mecnun, yanık gibi,
Darağacında sanık gibi,
Sallandırma beni güzel.
Senelerin kucağında paslanır arayışım,
Beni her mevsim sonu azad ederler.
Benliğim sis duvarı,aklımın başı dertte
Unutursam herşeyi adıma deli derler.
Beni benden ne sorarsın,
Git te beni bilenden sor.
Ona buna ne kanarsın
Ders almamış yunandan sor.
İnsanları insan yapan var olan değerleridir. Doğruluk, dürüstlük, iyilik, dostluk, yardımseverlik, akrabalarla ve diğer insanlarla iyi ilişkiler kurmak gibi değerlerdir bunlar. Ancak insanlar hep yeni değerler elde etmek isterler ve egoizmden doğan hep ben kaygısı ile var olan değerlerinden birer birer uzaklaşırlar. Belki kendilerinin mutlu olduklarını sandıkları yalancı yaşam biçimlerine ulaşabilirler ancak, kendilerinde önceden var olan hiçbir şeyi bünyelerinde barındırmazlar.
Zengin olmak isterken dürüstlükten, rahat yaşamak isterken başkalarını rahatsız etmekten kesinlikle kaçınmazlar. Aslında kazanmakta değil kaybetmektedir insanoğlu. Çünkü insanların kazandım dediği yerlerde yalnızlık oyunları oynanmaktadır. İnsanlar gözyaşlarını içlerine akıtarak gülümsemeye çalışmaktadırlar.
Koskoca dünyada birey olarak kapladığımız alanı düşündüğümüz zaman neleri nasıl büyüttüğümüzün farkına varabiliriz. Her büyütülen ve her ben denilen yer bizim kaybetme de başlangıç noktalarımızdır. Birlikte yaşamayı ve paylaşmayı beceremediğimiz sürece de kaybetmeye mahkûm varlıklar olarak kalma yeteneğimizi sonuna kadar kullanmış sayılırız.
Kişi önce kendini tanımalı ve sonra çevresini tanımalıdır. Mutlu olmak başkalarıyla güzellikleri paylaşmak ve tertemiz sayfalar açmaktır. Kazanmak uğruna, başkalarını kazandıkları için kendimizi üzmenin ya da onları geçmek için varlığımıza kaldıracağı yükten daha fazlasını yüklemek demek değil midir?
Hırs, biyolojik makinayı harekete geçiren güçtür. Kişilerin kendilerini tanımadan saldırganlık düzeyinde çaba sarf etmesi ve sırf kazanma uğruna kaybetme savaşıdır. Kazanmada insan psikolojisinin ön planda olması en önemli faktördür. Çünkü kaybetmek ruhumuzun en derin yerlerinden hissedilir. Belki, bedenimizi çok rahat ortamlarda bulundurabilir veya doyurabiliriz. Ancak bu kazanma savaşında ruhlarımıza zincirler vurarak kaybetme ortamını kendi kendimize hazırlamaktan hiç çekinmeyiz.
Başkalarının başarısını paylaşmak, onların mutluluğuyla mutlu olmak her halde o kadar zor bir şey olmasa gerek ama öncelikle kazandım derken var olanları kaybedenlerden olmamak gerektiğini düşünüyorum. Acaba hem var olan değerlerimizi yaşatmak hem de başarılı bireyler olmak mümkün değil midir? Bence mümkündür. Çünkü insanoğlunun mutluluğu birbiriyle iletişimden ve paylaşımdan geçmektedir. Dertlerimiz paylaşarak yok olurken, varlıklarımızda paylaşarak çoğalır.
Yıllardır köhne bir dehlizde kaldıktan sonra değeri anlaşılmış bir şehir, Kozan'ımız. Sision, sis ya da Kozan. Ermeni rupinyan Krallığı'nın Başkentliğinden günümüze uzanan bir geçmiş ve bir o kadar medeniyetin ortak buluşma noktası, Antik bir şehrimiz.
Sanki Medeniyetinin görkemliliğini anlatan Asurlulardan kalma Kozan Kalesi hala dimdik ayakta, bütün ihtişamı ile duruyor. Asur, Hitit, Med, Pers, İskender, Roma, Bizans, Ermeni, Arap, Türk sanki Kozan şehri için birlik yapmışlar.. Her köşesinden bir Tarih fışkırıyor. Ermenilerin Altından mamul olduğu söylenen dev bir kazanda pelesenk yağı ürettiği kutsal mekân. Ermenilerin kayıp arar gibi dönüp durdukları ve uğruna dövündükleri yer.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!