Adnan Deniz Şiirleri - Şair Adnan Deniz

Adnan Deniz

Her şey asude bir bekleyişin sonunda gerçekleşti,
İki tetik gibi düştü göz kapaklarım önce.
Açıldı bilincimde kapattığım kapılar
Dayanılmaz yalnızlığımı hissettim direncimle.


Devamını Oku
Adnan Deniz

Kendimi her gün değişik maceralar içinde bulurum. O kadar içten can dostlarım var ki… Her gün beni başka diyarlara götürürler. Bir gün Orta Asya Bozkırlarında Atalarımın at oynattığı meydanlarda kendimi bulur, bir gün Anadolu’nun fethinde Alparslan’la beraber olurum.
Hüzünlenirim, bir romanın kahramanıyla, bir romanda gençlik ateşleri düşer içime âşık olurum. O kadar candan dostlarım var ki, beni hiç terk etmezler gece gündüz yanı başımda beni beklerler.
Meraklarım mı var, kulağıma fısıldarlar bildiklerini, gözlerime bakarlar, sevgiyle. Bilmediğim ne varsa bir bir bana söylerler. Sırlarımı paylaşırlar gün boyu. Kimseye satmazlar beni, en yakın sırdaşlarımdır onlar.
Bütün tecrübeleri ellerine tespih yapmışlar, bütün yanlışlara çizik atmışlardır. Kimseyi üzmezler. Yorgun bir iş sonrası güler yüzle karşılarlar beni. Masa üstlerinde, kitaplıklarda ya da yatak odasının başköşesinde.
Benim en yakın can dostlarım var. Adını herkes bilir, ama içindeki güzelliği paylaşanlar ellerinden bırakmazlar. İnsanlık kurmuştur ismini. Ağaçgillerin torunu olduğunu söylerler. Emek sahibidir, düşünce ve fikir, sayfalarında oynaşan iki sevgili. Kitap koymuşlardır adını… Can dostlarım, sırdaşlarım, yolumu aydınlatan karanlıkta baş tacımdır.
Ölüm yoktur can dostuma. Yüzyılların ötesine gider gelir. Elimden tutmuştur, bir bir gösterir bana güzellikleri. Herkes tanır onları, Kitap koymuşlardır adını, anlatırda anlatır.

Devamını Oku
Adnan Deniz

Dışarıdan bakıldığında maddi bir unsur olarak herkeste aynı olan dil, kişilerin kullanış şekillerine göre çok farklılıklar ve farklı tepkiler oluşturur. Dil bir iletişim aracı yani bir vasıtadır. Önemli olan bu işlevi ne denli yerine getirdiğidir. Atalarımız’’Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır’’derken dilin kullanım becerisini belirtmiştir.
Bazı insanlar aslında hiç kötü düşünmedikleri halde meramlarını yanlış ifadelerle anlatırlar ki buda yanlış anlaşılmalara ve kişiler arasında huzursuzluklara hatta şiddete varan olaylara neden olur. Bazen ise; dil hiç olmadık hususlarda iyi anlatım, tatlı bir anlatım sayesinde önemli başarılara imza atar. Yine atalarımız’’söz ola eğdire başı, söz ola kestire başı’’derken yerinde ve usulüne göre anlatımın önemine değinmişlerdir. Dilimizin döndüğünce ama tatlı bir dille hissettiklerimizi ifade edebilirsek, kimsenin onuruna dokunmadan sözlerimizi sarf edebilirsek iyi bir iletişimin kapısını açmış oluruz.
İyi iletişim, dostlukları ve ardından yeni başarıları peşinden getirir. Kötü söz ya da art niyetli söz mutlaka karşı taraftan olumsuz mesajı alır. Belki o an, iletişim sağladığımız kişi bunu bize hissettirmez ama ilişkilerini, arkadaşlığını mutlaka gözden geçirir. Yani samimiyet denilen bağ ortadan kalkar.
Dil, o kadar güçlü bir iletişim aracıdır ki; toplumda var olma, kendini ifade edebilme, sosyal statü kazanma hep dilimiz sayesindedir. Bazen çirkin bir insan dahi, tatlı dili sayesinde çok sempatik ve çok değerli bir kişi, olabilir. Bazense çok yakışıklı ve güzel kişiler kendisine yaklaştıkça sönen mumlar misali kaybolur giderler. Bir milleti oluşturan en önemli unsurda dildir. Eğer bir milletin dilini zayıflarsa aslında ortak değer yargılarını ve değerlerini, Tarih birliğini, geçmişini, sevinç ve acıların paylaşımı da ortadan silinebilir. Yani millet mefhumu
Ortadan kalkabilir.
Hem kendini iyi anlatabilmek ve toplumda hak edilen yeri elde ederek başarılı olmak için, hem de milli varlığımızın devamı için hem dilimize sahip çıkmalı, hem dilimize sahip olmalıyız.

Devamını Oku
Adnan Deniz

Ne ceylandık biz,
Herşeyi temizinden hisseder
Gönülden yapardık.
Yalanımız yoktu ha!
Yarınımız vardı,
Heyecanla beklediğimiz.

Devamını Oku
Adnan Deniz

Zaman geçipte benim yüzüme bakma cesaretin olacak mı? Torunların ne diyecek bu gözü karalığına. Geriye dönüşü olmayan bir yola girişini ve kendinle beraber beni de yok edişini hiç kimse normal karşılayacak mı?
Bak senin devrinde bitti. Gözlerim görmüyor diyorsun. Bilmem vicdanın hala uzak diyarlarda mı? Pişmanlıkların seni en azından ara sıra ziyaret etme cesareti gösterebiliyor mu?

Farkında olmadım demenin ve son pişmanlığın hiç faydası yok şimdi. Keşkeler ne kadar çıkarsa çıksın dudaklarından, hiç bir şey değişmeyecek. Ama bende var olan hiç bir zaman sende olmayacak. Bende olan, bitmek bilmez bir sevgi ve hem de karşılıksız bir sevgi. Ben biliyorum ki sevgi güneşlerin yeniden doğmasına neden olacak olan en önemli unsurdur.

Ben yeniden sevgimle ayakta kalma cesaretini göstereceğim. Ama sende hiç bir şey kalmayacak. Ayağa kalkamayacak ve o sürekli bana üsten bakan gözlerin hiç bir zaman beni göremeyecek. Senin yanında, seni devamlı yönlendirenler, atını alıp Üsküdar’ı geçecekler ama sende ne at kalacak, nede araba.

Devamını Oku
Adnan Deniz

Doyumuna oynadığımız oyunun,
Yarısını çoktan aştık.
“Yaş otuz beş yolun yarısı eder”
Demişti ya şair,
Kaybettik teker teker varlığımızı.

Devamını Oku
Adnan Deniz

Yıllardır köhne bir dehlizde kaldıktan sonra değeri anlaşılmış bir şehir, Kozan'ımız. Sision, sis ya da Kozan. Ermeni rupinyan Krallığı'nın Başkentliğinden günümüze uzanan bir geçmiş ve bir o kadar medeniyetin ortak buluşma noktası, Antik bir şehrimiz.



Sanki Medeniyetinin görkemliliğini anlatan Asurlulardan kalma Kozan Kalesi hala dimdik ayakta, bütün ihtişamı ile duruyor. Asur, Hitit, Med, Pers, İskender, Roma, Bizans, Ermeni, Arap, Türk sanki Kozan şehri için birlik yapmışlar.. Her köşesinden bir Tarih fışkırıyor. Ermenilerin Altından mamul olduğu söylenen dev bir kazanda pelesenk yağı ürettiği kutsal mekân. Ermenilerin kayıp arar gibi dönüp durdukları ve uğruna dövündükleri yer.

Devamını Oku
Adnan Deniz

Gün nasılda geçiverdi,
Bütün zamanlara inat.
Ay,başını almış gider
Sanki dört nal giden bir at.

Ömür,çözülmüş bir yumak,

Devamını Oku
Adnan Deniz

Bir endam bir cilve,
Bir neşe ki sormayın.
Konuşması tatlı dili
Ya o gözleri...
Gelinde kurban olmayın.

Devamını Oku
Adnan Deniz

Sabahları erken saatlerde mesaimiz başlıyor. Görev sorumluluğu içerisinde okullarımıza gidip öğrencilere faydalı olmak için çırpınıp duruyoruz. Ama öğrenciler çokta istekli değiller. Çoğu kez geç kalıp, devamsızlık yapmakta adeta birbirileri ile yarışıyorlar. Velileri okula çağırdığımızda pek çoğunun ilgisiz ve çocuklarından bihaber olduklarını görüyoruz. Maalesef çağırılan velilerin çoğu da okula gelmiyor.
Velinin anlayışı, öğrencim okula gidiyor ya… Oluyor. Harçlığını veriyorum, benden daha ne bekleyebilirler ki diyorlar. Ama öğrencinin velisinden, anne babasından çok şeyler beklediğinin farkına varmak istemiyorlar. İlgilenmek acaba yalnız maddi boyutu ile mi olmalı? Acaba yalnız parasal ilgi çocuğun geleceğe ümitle bakmasında yeterlimi?
Günümüzde bütün çevresel etmenler, öğrencileri olumsuz yönden etkilemeye namzet bir hal sergiliyor. Öğrencilerin birer beyaz sayfa olduğunu düşündüğümüzde, bu sayfayı başkalarının kirleteceği bir alan olmaktan kurtarmamız gerekmez mi?
Hepimiz sitem ediyoruz, Öğrencimiz okumuyor diye. Emek olmadan yemek olur mu? Bakın öğrenciler istemedikleri alanlara yönlendiriliyor. Öğrencilerle aileler birebir ilgilenmiyor ve öğrencilerinin nerede ne yaptıklarını takip etmiyorlar. Diyeceksiniz ki hangi zaman, nasıl öğrenciyi kontrol altına alayım? Ya da beni dinlemiyor? Ama sayın velilerimiz, öğrenciler bizim en değerli varlıklarımız. Evlatlarımız. Onların kötü bir durumda olmaları veya kalmaları herkesi derinden yaralar. Ama öncelikle aileleri daha da çok yaralar. Öyle değimli?
Öğrencilerimizin lise çağlarında daha çok kendilerini ön plana atma, kendilerini kanıtlama, özenme dönemleridir. Televizyonlar insanlarımıza devamlı olumsuz örnekleri veriyor. Hayali yaşam standartları, sanatçıların toplumdan kopuk halet-i ruhiyeleri ve yaşam biçimleri örnek gösteriliyor. Tabi bunlara nasıl veriliyor, gençleri koruma kanunları nasıl işliyor, hala şaşıyoruz ama maalesef durum bu. Acaba anne ve babalar bu durum karşısında neler yapıyor? Çocuklar kendilerine hep birer kahraman arıyorlar ve genellikle kahramanlarını kaba güçten yana kullanıyorlar. Acaba neden? Acaba kanunlarımızın suçlu ve suçsuzları ayırma zafiyeti mi var. Acaba kanunlarımızın yeterli olduğuna güvenmiyorlar mı?
Öğretmenler cefakâr ve vefakâr öğretmenler. Bakın böyle denildiği zaman sakın edebiyat yapılıyor sanılmasın. Günde 7 saat devamlı öğrencilerle birebirler. Hatta öyle ki, anne ve babalarında daha çok öğrencilerle ilgileniyorlar. Ama bunca karanlığın arasında yalnızca bir ışıktır onlar. Öğrenci istekli olmalı, öğrenci desteklenmeli, öğrenci izlenmeli ve öğrenciye öz güven verilmeli ki; öğretmen elindeki beyaz sayfayı çok güzel bir şekilde işlesin.

Devamını Oku