En hızlı atlara binerdik biz,
Ortalık tozu duman.
Ne sen beni görebilirdin,
Ne ben çekebilirdim dizginleri.
Hangi ülkeleri geçerdik bilemiyorum…
Acuna kurardık otağımızı,
Sanırdım hayatı bal ile kaymak
Sanırdım en güzel şeydi yaşamak
İçimden gelmezdi geriye bakmak
Şimdi ilerden geriye kaldım.
Baba oldum çocuklarım değişti
Para etmiyor anılar,
Saygı dünden dışlanmış.
Aşk’a kaçmış sevgi
Beni bilmiyorlar!
Umursanmıyor sözlerim,
Sen gittin diye kimse değişmedi,
Yine sevdi sevenler
Aslında sevmek yoktu!
Sevilen varsayılandı.
Ne ceylandık biz,
Herşeyi temizinden hisseder
Gönülden yapardık.
Yalanımız yoktu ha!
Yarınımız vardı,
Heyecanla beklediğimiz.
Zaman geçipte benim yüzüme bakma cesaretin olacak mı? Torunların ne diyecek bu gözü karalığına. Geriye dönüşü olmayan bir yola girişini ve kendinle beraber beni de yok edişini hiç kimse normal karşılayacak mı?
Bak senin devrinde bitti. Gözlerim görmüyor diyorsun. Bilmem vicdanın hala uzak diyarlarda mı? Pişmanlıkların seni en azından ara sıra ziyaret etme cesareti gösterebiliyor mu?
Farkında olmadım demenin ve son pişmanlığın hiç faydası yok şimdi. Keşkeler ne kadar çıkarsa çıksın dudaklarından, hiç bir şey değişmeyecek. Ama bende var olan hiç bir zaman sende olmayacak. Bende olan, bitmek bilmez bir sevgi ve hem de karşılıksız bir sevgi. Ben biliyorum ki sevgi güneşlerin yeniden doğmasına neden olacak olan en önemli unsurdur.
Ben yeniden sevgimle ayakta kalma cesaretini göstereceğim. Ama sende hiç bir şey kalmayacak. Ayağa kalkamayacak ve o sürekli bana üsten bakan gözlerin hiç bir zaman beni göremeyecek. Senin yanında, seni devamlı yönlendirenler, atını alıp Üsküdar’ı geçecekler ama sende ne at kalacak, nede araba.
Doyumuna oynadığımız oyunun,
Yarısını çoktan aştık.
“Yaş otuz beş yolun yarısı eder”
Demişti ya şair,
Kaybettik teker teker varlığımızı.
Yıllardır köhne bir dehlizde kaldıktan sonra değeri anlaşılmış bir şehir, Kozan'ımız. Sision, sis ya da Kozan. Ermeni rupinyan Krallığı'nın Başkentliğinden günümüze uzanan bir geçmiş ve bir o kadar medeniyetin ortak buluşma noktası, Antik bir şehrimiz.
Sanki Medeniyetinin görkemliliğini anlatan Asurlulardan kalma Kozan Kalesi hala dimdik ayakta, bütün ihtişamı ile duruyor. Asur, Hitit, Med, Pers, İskender, Roma, Bizans, Ermeni, Arap, Türk sanki Kozan şehri için birlik yapmışlar.. Her köşesinden bir Tarih fışkırıyor. Ermenilerin Altından mamul olduğu söylenen dev bir kazanda pelesenk yağı ürettiği kutsal mekân. Ermenilerin kayıp arar gibi dönüp durdukları ve uğruna dövündükleri yer.
Gün nasılda geçiverdi,
Bütün zamanlara inat.
Ay,başını almış gider
Sanki dört nal giden bir at.
Ömür,çözülmüş bir yumak,
Bir endam bir cilve,
Bir neşe ki sormayın.
Konuşması tatlı dili
Ya o gözleri...
Gelinde kurban olmayın.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!