Kozan dağının etekleri,
Yar geliyor beri beri
Nazlanma ey güzel peri
Karşılıksız sevdim seni.
Mutlu olmak için ne yapmak gerek? Mutlu olmak için bence ilk önce insanın yaptığı işi sevmesi gerekir. Çünkü sevilerek yapılan işler insana pozitif enerji yükler. Denilebilir ki herkes sevebileceği bir işte çalışabilir mi? Tabi ki hayır. Ama yapılan her işin mutlaka güzel bir yanı vardır. Önemli olan kişilerin yaptıkları işin güzel yanlarını ortaya çıkarıp, yaptığı işi sevebilmesidir. Eğer böyle yapılabilinirse kişi güne pozitif enerji ile başlar ve bu çevresine olumlu olarak yansır.
İnsanların mutlu olması için en büyük sebeplerden biriside her doğan günde tekrar hayata merhaba diyebilmeleridir. Sabah uyandığında tekrar var olduğunu, yaşadığını bilmek sizce mutlu olmaya yetmezmi?
İnsanların mutlu olmasının temelinde bence “Şükür” etmesini bilmeleri önemli yer tutar. Allah her insanın rızkını ayrı yaratmıştır. Bu da insanların ekonomik ve sosyal durumlarını farklı kılar. Eğer insan elindeki imkânları iyi kullanabilirse çok iyi bir hayat sürebilir. Ancak bu da çalışmakla sağlanır. Kişiler eğer kendilerini ekonomik durumları iyi olanlarla karşılaştırır ve ayağını yorganına göre uzatmazsa elinden mutluluk kuşu uçar gider.
Şükür etmek var olanla yetinmek en doğru olanıdır. Kendini değerlendirirken senden zengin olanları örnek alır ve kendini onlarla karşılaştırırsan kesinlikle mutlu olamazsın. O yüzden şükür etmek çok önemlidir. Hayata olumlu bakmak çok önemlidir. Kendinizden daha kötü şartlarda olan insanları düşündüğünde kendinizin ne kadar iyi bir konumda olduğunu idrak edebilirsiniz
İnsanları mutlu edebilecek diğer bir önerme ise karşılıksız muhtaç olan insanlara yardım edebilmektir. Ama kesinlikle ben şunu yaptım, o niye yapmıyor dememek gerekir. Çünkü insanları mutlu eden şey, iyilik yaptığını vicdanında hissedebilmesidir. Ancak o zaman mutlu olabilir. Kendine ayrı bir değer verebilir. İnsanın kendini sevmesi diğer insanları sevmesine vesile olur. Çünkü kendisini sevmeyen kendisi ile barışık olmayan insanlar kendisini mutsuzluğa kendisi sürükler. Yani paylaşabilmek ve “Yaratılanı yaratandan ötürü sevebilmek” Bütün olumsuzlukları ortadan kaldırır ve mutlu olma yollarını açar.
İnsanların mutlu olabilmesi için, kişiyi devamlı mutsuz eden insanlardan uzak durması da önemli bir yoldur. Çünkü devamlı olumsuzlukları öne süren ve kişileri devamlı bunalımlara sürükleyen kişiler mutsuzluk vermekten başka insana bir şey veremezler. Önemli olan devamlı sorunları gündeme getirerek karşıdaki kişilerin huzurunu bozmak değildir. Önemli olan sorunları bir kenara bırakarak çözüm yolları aramaktır. Bence insanları yücelten ya da kendini mutlu hissettiren şey, engeller ve bu engelleri yenebilmektir. Eğer kişinin her şeyi tamam ve devamlı yatıyor hiçbir problemi yoksa en çok iki ay dayanır. Kişinin uğraşacağı ve çözebileceği bir mesele yoksa mutsuzluğu hazırdır. Onun için önümüzde bir engel varsa bizim için en önemli faaliyet bu engeli geçebilmek ve zafer kazanabilmektir. O zaman en büyük mutluluk bizim olur.
Perşembeydi,hava karaydı,
Ölüm ismini yazmıştı
Duvarlara...
Sebep yaraydı.
Tebdil-i mekanda,
İnsanoğlunu anlayabilene aşk olsun. Hele günümüzde, dostunu ve düşmanını ayırt etmek için ya dedektif tutup araştıracaksın ya da çok iyi sezgilere sahip olup, anlayabileceksin.
Güzelde, İnsanı bu denli değişmeye iten sebep nedir? Hani dostluklar, fedakârlıklar vardı? Hani ortak paylaşımlar, karşılıksız sevgiler vardı? Onlara ne oldu da birden insanlar günlük değişmeye durdu? Aslında bilinmeyecek ne var! İnsanların egosu ve kıskançlıkları, başkasının mutsuzluklarından mutlu olmak istemeleri, Menfaatlerini ön plana çıkarmaları insanların durmadan dönmelerine ve karşısındaki dostlarını satmalarına neden olmaktadır. Aslında mutluluğun tanımında yatmaktadır bütün mesele… Devamlı tüketen bir toplum yapısı bütün sosyal hayatı kaplamış durumda. Egoizm, bencillik, hep ben düşüncesi paylaşmanın, yardımlaşmanın yerini almış durumda. Kişi yalnızca kendisini düşünüyor ve toplumda bu yolla elde ettiği kazançlarıyla kendisine sosyal bir itibar elde etmeye çalışıyor.
Gençlerimiz, kısa yoldan zengin olmayı hedeflediğinden, bunu elde edebilmek için toplumun bütün değer yargılarını yıkmak suretiyle namus, ahlak, fazilet ve gururunu bu yolla feda ediyor. Tabiî ki bu yolculuğun sonucuda hüsranla bitiyor. Belki çok paraya sahip olabilirsin ama eğer kendi kişiliğinden taviz vermişsen psikolojik buhranlardan kurtulman mümkün değildir.
Acaba yeni neslin bu denli kötümser bir süreçten geçmesinde toplum önderlerinin, anne ve babaların, okulların, öğretmenlerin, basının, rolü yokmudur? Mesela bir TV ‘de cennete gidip gelen, istediği zaman dünyayı ziyaret edebilen, dünya aşkını yani dünyanın güzelliğini devamlı ortaya koyan bir dizi anlayışından sonra derslerde ahiret İnancını öğrenciye anlatırsan acaba ne denli eğitimden sonuç alabilirsin? Ailede devamlı şiddeti öngören bir aile anlayışından sonra okullarda demokratik anlayışı öğrencilere nasıl verebilirsin? İnsanlarla problemlerini şiddetle çözmeye çalışan bir toplumda hoşgörüyü yeni nesile nasıl vereceksin? Kazanda nasıl kazanırsan kazan, hangi yoldan eline para geçerse geçsin mübahtır anlayışı ile kimden doğruluğu, başkasının hakkını korumayı ve başkasının hakkına saygı göstermeyi bekleyebilirsin?
Şimdi ne yapıyoruz biliyor musunuz? kapitalizmin meydana getirdiği kültür erozyonunu yaşıyoruz. Maddenin ön planda olduğu ve maddeyle kişinin kendisini kanıtlamaya çalıştığı bir süreci büyük bir erozyon halinde yaşıyoruz. Kimlik bunalımlarımız kendisini almış gidiyor. Biz kimiz sorusuna o yüzden herkesin cevabı çok farklı. Avrupalı mıyız? Asyalı mıyız? Neleri korumak istiyoruz? Yoksa hepten başkasını taklitmi etmeliyiz? Kendimize göre bir yolumuz yokmu? Neden yok? Tabii, Bu soruların cevabını hiç birimiz bilmiyoruz.
Gelecekle ilgili planlarımızı ve yetiştirmek istediğimiz insan tipini önceden belirtmememiz lazım değimli? Eğer bunu hala belirleyememişsek kimden ne bekliyoruz. Basını yönlendiren basın mensupları, televizyoncular, acaba paradan başka şeylerde düşünüyorlar mı? Yaptıkları dizi ve filmlerde ne amaçlıyorlar, ne gibi mesajlar veriyorlar? Acaba gazeteler yayınladıkları haberlerde neleri ön plana niçin çıkarıyorlar? Yalnız amaçları trajmı? Öyleyse neden birazda yeni nesile örnek olacak projeleri ön plana getirip, desteklemiyorlar? Ülkenin geleceği ve gelecek nesillerin yaşam biçimleri acaba egoizme fedamı ediliyor anlamak mümkün değil.
Her eve gelişimde,
Yola bakan odanın penceresinde
Upuzun saçlarını görürdüm.
Kumral saçlarını...
Benim için gelmiştin biliyorum.
Hafif bir gülümsemen yeter,
Beni hayata bağlamaya.
Başka beklentim yok inan
Merakım yok ağlamaya.
Yok işte!
Kırk yıldır gezerim aşk pazarında,
Beni senden ucuz satan olmadı.
Bir garip aşığım halk nazarında
Senin gibi kaşını çatan olmadı.
Yazmak bazı zamanlar çok zor. Çırpındıkça batmaya benziyor. Bazı kelimeler nazlı birer gelincik gibi sallandıkça sallanıyor. Beynimin içerisinde kelimelerin dansı başladığı anda bütün uzuvlarım sanki kendisini kaybedercesine darmadağın oluveriyorlar.
Yazamadığım günlerde isyan bayrağı açmış bir nefer gibi solumaya başlıyorum. Nerede kaldın ey ilham perisi! Bazen şiirsel kelimeler dökülüyor dudaklarımdan. Bazen yazdıklarıma kızıyorum. Bazende bu kelimeler benimmi diye şaşırıyorum. Ama asıl olanı bulunca yani ana konuyu, dudaklarımda tebessümüm hiç eksik olmuyor.
Yazmak, bütün ozanlarla, yazarlarla ve insanlarla paylaştıklarımı yeniden insanlara sunmanın en pratik yolu değilmi? Yıllarca öğrendiklerini saklayarak bir köşede birikimlerimiz yalnız bırakılır mı? Yazmak, bir dostla güzel bir sohbet edercesine, bir fincan kahve'yi birlikte paylaşırcasına yazmak.
Öncelikle eğitimin içinde olabilmek için öğretmenlik mesleğini seven insanların bu işin içinde olması gereklidir. Çünkü eğitim süreci çok meşakkatli ve özveri isteyen bir sistemdir. Öğrencileri kendi evlatları gibi gören ve onların atacağı her adımın ne gibi sonuçlar doğurabileceğini tecrübesiyle anlayabilen ve ona göre öğrencilere yol gösterebilecek eğitimcilerin olması eğitimde en önemli esastır.
Günümüzde öğrencilerimizin büyük çoğunluğu, ailelerin ekonomik ve sosyal problemleri yüzünden ailede gerekli görgü ve eğitimi alamamaktadır. Bunun yanı sıra öğrencilerin en çok etkilendikleri ve daha sonra topluma uyum sağlamda büyük problemler oluşturan sorunlarla karşı karşıyadırlar.
Bu sorunların başında öncelikle denetlenmediği takdirde öğrencileri olumsuz yönde etkileyebilecek televizyon programları gelmektedir. Toplumumuzda mekân olarak ve ekonomik statü olarak insan davranışlarında farklılıklar göstermektedir. Bu aynı zamanda hareketlerin değerlendirilmesi ve ahlaksal bazda da farklılıklar göstermektedir. Eğer bireylere ailede temel değerler verilmediği takdirde kişilerin etkilenme olasılığı daha fazladır. Onun için ailede çocuklarımıza temel doğruları verebilmeli ve toplumun içine girdiği zaman çocuklarımızın ayakta durabilmesini dolayısıyla dejenere olma ihtimalini azaltabilmemiz mümkündür. İnternet kâffeleri ise, bir oyun yeri olmaktan ziyade öğrenci davranışlarını bozan mekânlar haline gelmişlerdir. Öğrenci hala kendi denetimini sağlayamadığı için maalesef eğitim zayiatı olarak önümüze gelmektedir.
Aslında eğitimin içinde olabilmek, örnek olabilmektir. Ailede anne baba olarak, sokakta arkadaş, mahallede komşu olarak, okulda öğretmen olarak örnek olabilmektir. Kendimizi düşünmeden önce tertemiz çocuklarımızı düşünebilmek ve geleceğimize hizmet edebilmektir.
Okulda eğitimin içinde olabilmek öğrenciyi anlayabilmek ve onu doğru yollara kanalize edebilmektir. Öğretebilmenin en önemli şartı öğrencilerin öğretmenlerini sevebilmeleri ve onlara güvenebilmeleridir. Öğrencileri yıldırmak, korkutmak ve zorlayarak eğitmek mümkün değildir. Çünkü hiç kimse sevmediği yerde durmak istemez ve sevmediği insanları dinleyerek öğrenmek istemez. Onun için ders anlatmadan önce eğitimcinin öğrencilere kendisini her yönüyle kabul ettirmesi gerekmektedir. Ondan sonra eğitimcilerin anlattıkları hem kalıcı hale gelir hem de zamanla davranış haline dönüşebilir.
Eğitimin içinde olabilmek davranışınla, söylediğin sözle ve kişilerle kurduğun olumlu ilişkilerle olmalıdır. Çünkü söylediklerini uygulamayan bir eğitimcinin öğrencilerine nasıl bir yardımı ve inandırıcılığı olabilir. Bir insanın devamlı doğruluktan söz etmesinden sonra yalan söylemesi gibi bir iştir bu. Bunun inandırıcılığı nasıl olabilir ki söyler misiniz? Eğitimin içinde olabilmek tertemiz yavruların sorumluluklarını alarak üzerimize düşeni lakıyla yerine getirmektir. Üzerimize düşen görevi yerine getirmenin mutluluğunu yaşarken başımız dimdik gezebilmektir. Aynı zamanda üzerimize düşen görevin hesabını verebilecek kadar ruhumuzun ve vicdanımızın rahat olmasıdır.
Senden uzaktaydım,
Hasret çökmüştü avurtlarıma.
Gözlerim;
Ha bre kan çanağı
Sana yazmıştım bu şiiri
Sevgililer alçağı.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!