Bir avuç zümrenin aldığı kararı,
Uygulamakta...
Günahsız insanları ülkelerin.
Adım başı gözyaşı,
Hıçkırıklar ve ölüm
Cephede bir oyun çoçuğu!
Duvarda resmin
Yaşama sevinci gözlerinde,
Dudaklarında tebessümün
Sararmış bir yazı var arkasında
Beni unutma.
Gizli bir şenlikte ak parmakların,
Bir güzel melodi mırıldanıyor.
Dediğin her sözün bir destan gibi
Yıllarla yeniden çoğalıyorum.
En son sevdiğimde sen yoktun!
Bir gül'ü kokluyor,
Çocuğumu seviyordum.
Bahar çoktan gelipgeçmişti
Sonbahar'da güneşliyordum.
Dudaklarım çok şeyi
Söylemeye hasretken,
Bir abide gurur'u
Yüzündeki tebessüm.
Gözlerimin önünde bakışın
Gitmiyor,gitmiyor bir türlü
Hayallerimin meleği sensin
Dalgalanıyor altın sarısı saçların.
Hey be adamım,
Yalancı pehlivanlara dönmüşsün!
Özüne dön desem
Gerek yok zaten ölmüşsün!
Günümüz gençliği, bazen olumlu bazen ise olumsuz yorumlanabilen bir sürecin içinden geçiyor. Bu süreç, iletişim araçlarının artmasıyla ortaya çıkan bilgi bombardımanı ile desteklenmektedir. Bu bilgi akışı felsefi veya edebi bir şekilde olmayıp, gençlerimizi sürekli özentiye sevk eden bir durumda hasıl olmaktadır.
Bilindiği üzere genellikle zor olan ve emek gerektiren işler insanlara en zor gelen işlerdir. Ancak bu işleri yapabilmek insanları hem kişisel olarak hemde toplumsal prestij açısından yükseltir. Ancak kişilikleri oluşmamış insanlar haram olan ve hazzı yüksek, emek gerektirmeyen, ahlaksal değeri sıfırın altında olan işlere meyillidir. Bu meyillenme ne zaman ki uygulama alanına girer, belli bir zaman sonra kişileri toplumun kabul görmediği bunalımlı bir dönemin içerisine sokar.
İnsanları hayvanlardan ayıran en önemli unsur bilindiği gibi akıldır. Akıl da, insan olabilmenin yollarını kendisini hayvanlardan ayırabilen ahlaksal ve insani hasletlerden alır.
Gençliğimizin en önemli problemlerinden birisi, insan olabilmenin en önemli özelliklerinden birisi olan kişilikli ve ahlaklı birer birey olamamakta yatmaktadır. Gençlerimiz, çeşitli iletişim araçları ile elde ettikleri olumsuzlukları hemen kendi içerisine almakta ve kahramanlarını bu yayın organlarının içerisinden seçerek oluşmamış kişiliklerini hemen etki altında bırakmaktadırlar. Magazin sayfalarında ki aşklar, dizilerdeki kolay kazançlar, entrikalar ve insanların en ucuz şekilde satılışları gençliğimizin idolleri olmaktadır. Öyle ki, gençliğimiz artık nelerin önemli nelerin kutsal veya nelerin haram olduğu konusunda fikir bile yormadıklarına tanık oluyoruz. Onların amacı etkilendikleri ve örnek aldıkları sosyal tabakaların yaşantılarına ulaşabilmek için zamanından önce büyümektir.
Aslında bu şekilde büyümek, önlerinde var olan koskoca bir hayatı hayal kırıklığına çevirmekten başka bir şey değildir. Çünkü gerçek hayat acımasız ve görülenlerin aksine çok emek sarf edilmesi gereken bir yaşam biçimidir. Eğer bunu anlayamasak mutlaka sonumuz hüsran olur.
Bu durumda olan gençlerimizde en sık görülen davranış şekillerinden biriside vurdumduymazlıktır. Her şeyden vazgeçme hali, tepkisizlik ve hayattan zevk alamama durumu, ta ki bu kişilerin haz alıyorum diyerek, yanlışlar çukuruna düşmesiyle ve çırpınmalarıyla, sonunda hayatın içinde sürüklenmeler şeklinde cereyan eder.
Her sabah okula doğru yol aldığımda uzaktan onun arabasını görürüm ve derim ki; yine benden önce gelmiş! Ayrı bir heyecan duyarım onu gördüğümde. Bazen hayretle, bazen gururla ve bazen kıskanarak bakarım.
Kimden mi bahsediyorum? Liseden matematik öğretmenim, okuldan meslektaşım ve gördüğüm en insancıl bir öğretmenden. Nevzat Serin’den.
Onun hayata bu kadar olumlu bakışı, insanlara bakınca güneş gibi ısıtışı, Olumsuzlukları bir süzgeç gibi eleyerek yaşama dört elle sarılışı onu yakından tanıyanları derinden etkiler.
Ben ondan öğrendim, yaşamın adının mücadele olduğunu. Hayatın çok güzel renklerinin bulunduğunu. Yılmamayı ve devamlı ileriye bakmanın başarı getirdiğini.
Şimdi onu her görüşte o kadar mutlu oluyorum ki, bak diyorum yine sınıftan çıkmış, yine çocukların yüzleri gülüyor. Yine herkes mutlu. Kendindeki enerjiyi taşıyor devamlı iletişim halinde oldukları insanlara. Öğrencilerine ve öğretmen arkadaşlarına.
Polyana’ı okumuştum ortaokul yıllarında, mutluluk oyunları oynardı ve mutlu olduğuna inandırırdı herkesi ve kimsenin üzülmesini istemezdi. Ama bakın polyanacılık yok Nevzat hocamda. Hep kendisi ile barışık ve mutlu olduğu kadar herkesle mutluluğu paylaşabiliyor. İnsan belli bir zaman sonra herhalde her şeyden sıkılır derdim, ama ben öyle olmadığını gördüm. Nasıl mı? Yılların görev aşkıyla yanıp tutuşan öğretmeni Nevzat Serin hala o Görev aşkından hiçbir şey kaybetmiş değil. Gerçektende insanlar işlerini sevdikleri müddetçe devamlı olarak mutlu olmayı başarabiliyorlar.
Gözlerinden tanıdım seni,
Gözlerinden...
Halbuki,böyle değildin!
Ne ümitlerin vardı,
Ne günlerin vardı yaşanacak.
Ama gözlerin kalmış işte,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!