Nerdeyse yüreğini verecekti!
Hiç düşünmeden.
Kol kanat gerecekti...
Hiç üşenmeden
Bunlar gerçekti.
On sene sonrasını görüyor musun çocuğum? Sek sek oynayacak, topaç çevirecek, okula başlayacak, kırmızı kurdeleler takacaksın. Yanaklarında gülücükler, hayata bir başka bakacaksın. Ümidin olacak yarınlardan, ölümü düşünemeyeceksin. Kahkahalar patlatacak ailen, Her şey çok iyi ve güzel olacak şımartılıp sevileceksin.
On sene sonrasını görüyor musun ergen delikanlım? Coşkulu bir hayal ülkesinde yaşayacak, her şeyi sen bilip söylüyor olacaksın. Rüyalarını gerçek sanacak, geleceğinin okumaktan geçtiğini bile anlayamayacaksın. Ama çok mutlu olacaksın. Hayat çok garip karşılayacak seni, zaman hiç yaşanmamış gibi çekip gidecek ama farkında olmayacaksın.
On sene sonrasını görüyor musun delikanlım? Tam senin lise çağın! Aşk kapını çalmaya başlayacak, hayal âlemlerinde kendini bulacaksın. Lakin okul her an yanı başında gelecek kaygısı bir gölge gibi seni kovalayacak. Yaşarken hayatı tozpembe hayallerle, var olmak bir bulutlar ülkesinde olmak gibi gelecek sana. Geleceğin temellini atmak yani okumak zor gelirse hafızana belli ki yerinde badanajlar yapmaktasın. Ama gerçeğin acıları gelip çatacak sana, duraklayacaksın. Artık yarını kurtarmak için var gücünle deparlar atacaksın. Başarıyla güzel bir hayat kuracaksın kendine, başarısız olursan bir köşede büzülüp ağlayacaksın. Çaresizlik kapını çalacak, keşkeler bir gölge gibi peşini asla bırakmayacak.
On sene sonra orta yaşlı olacaksın. Ya hala kabul edip bütün olup biteni kaderine razı olacak, ya da rahat bir hayat kuracak yeni rahatlıklar arayacaksın. Teklemişsen yarışın birinde, en alt kademelerde cirit atacaksın. Yoksulluk ve çekilecek eziyetler senin adresin olacaktır.
On sene sonrasını görüyor musun? Yaş kırkları dünden geçmiş artık. Bütün haz’ların son dem’ine geldiğini göreceksin. Mutluluğun yollarını değiştirmek olacak tek uğraşın. Torun, Mürvet sevgisi senin tek tesellin olacak, bunu yaşıyor olacaksın.
On sene sonrasını görüyor musun aksakallım? Hayatın bir anlamı olmadığını fark edeceksin. Dünyanın faniliğini dillendireceksin. Ama hayatın tatlılığını bir türlü yok sayamayacaksın. On sene sonra yok olacağını en azından ta derinden hissedeceksin. Belki de on sene sonra yoksun. Varsa bir inancın ve azığını almışsan yanına sana yenidünyalar açılacak buna inanacaksın. Azık almamışsan çok zor olacak hesap vermek belli çok zorlanacaksın. On sene sonrasını hiç sorma bana cevabını bulamayacaksın.
Hayatı incitmeden yaşamak,
Sokulup ta şöyleden.
Bir köşesine
Hayatı incitmeden yaşamak.
Bütün çığlıklar adına,
Bizim güneşimizsiniz,
Alınyazısı memleketimin.
İşiten kulağımız
Gören gözümüzsünüz.
Ufuk alacakaranlık,
Görünürde bir şey yok.
Kaptan,
Yıllardır gider bu yolda
Bu gemi…
Hala neden görünmez kara!
Sana yazmak istiyorum,
Kalemim donakalıyor
Yüreğim buz...
Bir şeyler kaybetmişim biliyorum.
Öyle bir ağaçtın ki…
Boynun dimdik ve mağrur.
Zaman geldi,
Çürüdün içten içe…
Bir baktın içten kurtlar türedi.
Bir ağaçtın ki
Ülkemizin en önemli problemlerinden biriside denetimsizliktir. Çünkü insanoğlunun en zayıf yanlarından biriside kendini denetimsiz hissettiği an hemen gevşemek ya da işi savsaklatmak olmaktadır.
Kişi çok çalışkan olabilir, ama çalışanla çalışmayanı ayırt etmediğin andan itibaren çalışanıda kaybetme tehlikesi içerisine girilebilir. Çünkü insanlar mizaçları gereği kendilerini ve eşdeğer olan aynı ortamdaki kişileri ve bunlara uygulanan muameleyi gözlemlemektir.
Şimdi çok önemli iki unsur ortaya çıkmaktadır. Birincisi, kişilerin çalışmalarını, yaptıklarını veya yapmadıklarını mutlaka denetlemek zorunluluğu vardır. Böyle olmazsa hiç kimseyi çalıştırmak mümkün değildir. Çalışmayan ya da savsaklayan kişilere mutlaka uygulanması gerekli caydırıcı yaptırımlar olmalıdır. Eğer bir kişi, bir görevi kabul etmişse bütün ayrıntılarıyla o işi yapacağına dair sözleşme imzalamış olmaktadır. Kanunlarda, yönetmeliklerde verilen görevleri yerine getirmediği takdirde kişilere verilecek ceza ya da başarılarından dolayı verilecek ödüller kesin çizgilerle belirlenmiştir. Ozaman yapılması gereken bu işleyişi aktif duruma getirebilmektir.
Mesleklerin her birinin aktif halde İşleyebilmesi için, o mesleklerin ellerinde olan etkin güç ve yetkilerin olması gerekir. Çünkü yetkisi olmayan kişinin mesleği ile olan etkinlikleri yerine getirebilmesi mümkün değildir.
Kurumları yöneten yöneticilerin dikkat etmesi gerekli ikinci unsur, meslekteki çalışanlarıyla kurduğu iletişimler ve bu iletişim sırasında çalışanla çalışmayanları ayırt edici özelliğini kullanabilme yetisidir. Adaletli bir yönetici, o kurumda çalışan herkes tarafından takdir edilir.
O yönetici ile birlikte çok önemli icraatlara imza atabilirler. Yöneticinin olması gereken en önemli özelliklerinden biriside, doğru, çabuk ve isabetli kararlar alıp, anında uygulamaya koyabilmesidir. Genelde işlerin yürümediği kurumlara bakıldığı zaman görülen en önemli eksikliğin o kurumdaki çalışanların iyi yönetilmemesi sorunudur.
İnsan olarak karşılaştığımız hata ve eksiklere karşı öncelikli refleksimiz kızgınlık ve olumsuz tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Kişilerde suç bulmak ya da hiçbir araştırmaya gerek duymadan yargılama, kızgınlık gösterme eylimleri maalesef insan tabiatının bir sonucudur. Yapılan hatalarda kasıt olmaması bir insana karşı kızgınlığın geçmesi için yeterde artar bile.
Elbette hatalar hatırlatılmalı, düzeltilmesi ve telafi edilmesi için gerekli çabalar harcanmalıdır. Çünkü insanlar hata yapabilecek birer varlık olarak yaratılmıştır. Bu da şunu göstermektedirki ne kadar uyarıda bulunulursa bulunulursun yaratılan hata yapmaya namzettir. Onun için hata yapana kızgınlık duymaktansa elimizden geldiğince uyarılarımızı yapmaya devam etmeliyiz. Çünkü hata yapana kızmaya hazırlanan insanlarında sık sık hatalar yaptığını unutmamamız gerekmektedir. Nasıl ki hiçbir insan kendisine karşı bir kızgınlık beslenmesini istemezse, Hatasının birçok sebebi olduğunu düşünerek ve kendisine karşı daha anlayışlı, sevgi ile yaklaşılmasını istiyorsa; kişilerde aynı durumda olanlara karşı aynı hassasiyeti göstermelidir. Bu konuda Allah insana, "affediciliği, bağışlamayı, hoşgörülü olmayı, şefkat ve merhametten ayrılmamayı" emretmiştir. Bizim Allah"ın bu emirlerinden sanırım birçok sonuçlar çıkarmamız gerekmektedir.
Çevremizdeki herşey mükemmel ve hatasız olsaydı kişilere güzel ahlaki özelliklerini ortaya çıkarabilme gibi bir sorumluluk yüklenirmiydi? Allah insanları kusurlu yaratmış ki, birbirlerine karşı güzel ahlaklarını gösterebilsinler vehatalarını telafi edebilme imkânını yakalasınlar.
Adı konulmamış illetmişsin sen
Meğer içten içe bir dertmişsin sen
Bir çekim nefesim zehirmiş meğer
Bilmeden sigara hep yermiş meğer.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!