iki ruhun kesiştiği
en çukur yerin,
kalbur duran kimlikler
üzerine inşa edilmiş
çürümüş bir papatyanın:
Bir enkazdım, nefessiz kalmış bir şehir,
Sessizliğin içinde unutulmuş bir nehir.
Zaman, ellerimde eriyen bir mum gibi,
Gecelerse gözlerime kazınan siyah bir ipti.
Yorgun düşmüş bir hikayeydim,
şehri kan götürünce
sevgiler gerçeğe dönünce
gel benimle
yalnızlığın ve barışın
yaşandığı yere
bazen korkusuzca gidersin üstüne kaderin de
bazen ellerin uzanmaz delirten yalnızlığa
kimin bu kalp nerede dersin de
ipin ucunu yakalayamazsın ömrün boyunca
ben kıvranırken acıların yarattığı amansız korkunun koynunda
yarım kalmış bir şeyler var aramızda,
kime sorsam ayıplar beni senin yanında.
ama kim görebilir?
böyle bir aşkı,
böyle bir zamanda.
aradım;
eski lisanlarda kalmış adımızı,
başkasının damağından akmış kanımızı.
yok,
kaçamıyorum buradan.
Cebimde yalnızca bir elli lira,
Ayağımın ucunda bulmuştum onu da,
Bir kağıt senden vefalı çıktı
Onca yaptığının yanında.
Soluk bir mont ısıtır sandım,
bir akşamüstü
daha önce bulunmadığım bir yerde
başka türlüydün sen
ruhsuzdu biçimin
soğuk
karşımda duruyordun
Sakladın gözlerimin içindeki o kini
Ağlarsam duyamazsın inlediğim o derdi
Kuşkularımdan bir dergâh hazırladım bize
Seni de aldım o yaralı kalbinle
Kasvetiyle bizi yıkan bu şehirde
Kalbine ormanlar sığdıran birkaç kadını dinledim
Bidar biri varmış gecenin düğümünde kalan
Yoncaların ardından koşmuş yüzü asık onca pencereye
Kimseye bakmamış hüznünün gölgesinden
Kimseye çarpsın istememiş döktüğü gözyaşları
Kırgınlığı kırmızıya çalan bir renk varmış utanmaz yüzlerde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!