Zehra Okur Şiirleri - Şair Zehra Okur

Zehra Okur

YALOVA ÇINARCIK
[email protected]
Yalova derken aklımıza hemen yaşadıklarımız gelir. Ama bu doğru değil çünkü Yalova da ve çınarcık ta çok güzel anılarımız var. Bu yıl İstanbul seyahati yaptık oradan da Yalova ya gittik. 1,2 gün kaldık tabi biraz ayam soğuktu yağmurluydu. Pekte bir şey anlamadık ama olsun deydi gittiğimize eski Yalova değil ama yine güzelliğini korumuş, o eski halini hatırladıkça insanın ürpertisi geliyor.
O zamanlar biraz daha iyiydi evler apartmanlar binalar baya çoktu. Ne yazık ki deprem oraları yerle bir etmişti. O eski hayatı yoktu. İnsan der demez üzülüyor, hani o eski günleri tekrar geri getire bilsek çok zor artık şimdi ki hayata bakmak lazımdı.
Çınarcık diye bir yer var ama çok güzel sanki ALLAH oraya bütün güzelliğini yağdırmış, insanın içine bir güzellik veriyor ki orda kalası geliyor. Çok yüksek bir dağ oraya çıkanın başı dönüyor resmen çok tik arabayla çıktık ama ne çıkış insanoğlu korkuyor dere tepe dinlemiyor bir de içilen suları var bu kadar mı dedirtecek kadar güzel bir yer.
Ah diyorum keşke sıcak olsaydı da yaya çıksaydım o tepeye ne güzel olurdu. Bizim Trabzon Zigana dağı o yolun yanında hiç kalır. türislik yer çınarcık anlatmak olmuyor ne desek yalan olur.

Devamını Oku
Zehra Okur

TÜRKİYENİN HAYAT ÇİZGİSİ
Gerçekleri görmek, bazen insanın hoşuna gitmese bile bizler kabullenmek zorundayız. Nedendir bilinmiyor. Hep görmememiz gerekenleri görüyoruz. Bayramlar da seyranlarda kavgasız gürültüsüz geçmesini isterken büyük şehirlerde ölümüne kavgalar yapılıyor. Kurban ve Ramazan bayramların da güzel günler geçiyorken 1 Mayıs İşçi Bayramın da yapılan, kavgalar ve çirkin olaylara artık dur demenin zamanı geldiğini düşünüyorum.
Türkiye’nin hayat çizgisi insanların elinde, eğer ki bir güzellik istiyorsak birbirimizi sevelim ve saygı duyalım. 1 Mayıs İşçi Bayramını bahane ederek üç yıldır Türkiye’de yapılan rezalete dur demenin zamanı gelmedi mi? İnanlarımız bazı olayların farkında kimisi rahat ve huzur istiyorken kimisi de kavga ve gürültü istiyor. Bizlere yakışan neyse onu yaşamak… Çirkin olaylara şahit oluyoruz.
Medeniyetten bahsediyorlar. Hangi medeniyet, böyle bir şey var mı? Hiç sanmıyorum. Çünkü bizim vatandaşlarımız bir zamanlarda gezi olaylarını bahane ederek Türkiye’ye zarar verdiler. Ve halen bir şeylerin peşindeler, neyin diye sormayalım? Bu gün bu olanlara dur demedikten sonra hiçbir zaman dur diyemeyiz ancak seyirci kalırız.
Hayat çizgisi dediğimiz, Türkiye’nin hayat damarı, insanlarımızdır. Ne kadar ortak sevdalarımız varken, ne kadar güzel yanlarımız varken, neden kin ve nefret besliyoruz. Birbirimize, hoş ve güzel sözler söylemek dururken… Şimdi anlıyorum her şeyin boş olduğunu. Hep neden? Neden demekten başka bir şey yapamıyoruz. Buda bize soru işareti oluyor. Bu günün yarınını düşünmek istememizsiniz.
Birde pencerenin farklı bir tarafından bakalım. Türkiye’de yaşananları hiç yaşanmamış görelim, gençlerimize işçi bayramının ne olduğunu öğretelim, bu kavgalar bitsin artık.

Devamını Oku
Zehra Okur

UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ TARİHİ ESERLERİMİZ
Bayburt, kuruluşu milattan öncelere dayanan çok eski bir yerleşim merkezidir. Geçmişten gelen bu kültür değerlerimizin gelecek nesillere aktarılması önemlidir. Çünkü kendine has olan bu kültür, Bayburt’u Bayburt yapmaktadır. Kültür ancak kendisini taşıyan insanlarla yaşamaya devam eder. Bu durumda Bayburt’un kültür dokusunu bekleyen iki tehlike vardır. Bunlar; biri Yok olması ikincisi de Yozlaşmasıdır. Kültür özelliklerimizi yok olma ve yozlaşmadan korumak ve gelecek nesillere ulaştırmak için en önemli işlerden biri; kent arşivi ve müzesi kurmaktır. Bayburt arşiv ve müzesi her türlü araştırma yamaları ve öğrenmek için özellikle ‘Genç nesil’ yaşadıkları kentin geçmişini tanımaları ve araştırmaları için önemli bir kurumdur. Çocuklarımızın Bayburt tarihini araştırmaları yaptıklarında kendilerinin bilgilendirilmesine büyük katkı payı olur. Bayburt’ta tarihi eserlerimize artık bir yer verilmesi gerekir. Öncelikle bir müze yapılmasını arz ediyoruz. Bayburt’umuzun tarih kokan bir il olduğunu bile bile bazen kabullenemiyoruz. Sebep belki de cahillikten. Çoğu zaman başka illerde müzelere gittiğimiz de, eskiye dayanan tarihi giyecekler ve eşyaları görüyoruz. Ve tarihi mekânların değer verildiğini fark ediyoruz. Fakat Bayburt’ta bu özelliğe önem verilmiyor. Dikkatimizi çektiği kadarda üzülüyoruz. Neden bizim de tarihi eserlerimize önem verilmiyor ki, çok mu fazla bir şey bekliyoruz acaba? Bayburt sarı taş evleri ve camilerini onarmalarını kültürümüze katmaları gerekirken tam aksine yok olmasını seyrediyoruz.
Birde şöyle düşünelim? Bayburt’ta bir müze düşünelim acaba nasıl bir hayat kavramı olurdu. Mesela Kent müzesi, yüzyıllar boyunca yaşadığımız kentimizde yaşayan insanların hatıralarından oluşur. Büyük dedelerimiz ve ninelerimizin kentimizde nasıl yaşıyorlardı ve hangi kıyafetleri giyiyorlardı? Günlük hayatların da nasıl hayat tarzları olurdu? Hangi aletleri kullanıyorlardı? Yüzyıl önce Bayburt nasıl görünüyordu? Kısaca ziyaretçilerimiz İlimizde ki bu müzeyi gezerek kentimizin geçmişini ve neler yaşandığını daha iyi tanıyacaklarına inanıyorum.
Köy evlerinin artık yavaş yavaş yok olduğunu ve ninelerimizin Bayburt'un özellikle köylerinde çiftçilikle uğraşan bayanların tercih ettiği çar ya da çarşaf olarak bilinen örtüler kullanırdılar. Şimdilerdeyse tamamen eskiden eser kalmamış gibi ayrıca insanlarımızın kullandıkları tahtadan yapılan eşyaların yok olduğunu da ifade ediyorum. Köylerde kullanılan tahta yayıklar, güveçler, tahta kaşıklar, bakır siniler ve bakır bardaklar dahası yok olmaya yüz tutmuş sayamadığım tarihi şeyler. Öyle bir hayal edelim ki; eğer tarih kokan bu ilimizin yok olmasına göz yumarsak bir daha bu dokuyu bulamayız diye düşünüyorum.
Mesela Bayburt’ta en çok hangi eşyalar ve giysiler meşhurdu eskilerde? Annelerimizin örtündüğü ihram, dedelerimizin giydiği şalvarlar, kara lastikler, başlarına örttükleri dokuma kulluklar (Külahlar) , keçe yelekler, bunların hiç biri şu an yok. Unutulmaya yüz tutmuş bu tarihi eserlerimizi yok olmasına izin vermeyelim. Elele verip turistlik bir il olmasını sağlayalım, gelecekteki gençlerimize ve çocuklarımıza bırakacak tarihi miraslarımızı bırakalım. Bizlerinde o günleri unutmadığımızı bilsinler.
Bayburt’un köylerinde ki, kalelerimiz ve eskiye dayanan camilerimize bakım ve onarım gerek, bunuda gereken mevkilere söylememiz lazım, tarihçemize değer verilsin istiyoruz.

Devamını Oku
Zehra Okur

SOSYAL SİKORTA
1976’Da Ülkemiz için ilk sosyal yardım konusu sayılabilecek olan ve yalnızca çalışmayacak durumda olan yaşlı, malul ve sakat kategorilerini kapsamına alan 2022 sayılı yasa ile kimsesiz yoksul yaşlılara yardım yapılması ön görülmüştür. Bu uygulama; 65 yaşını doldurmuş yoksul vatandaşlarla özürlü olup, sosyal güvenlik kuruluşlarının her hangi birisinden bir gelir veya aylık hakkından yararlanmayan; nafaka bağlanmamış veya bağlanması mümkün olmayan; mahkeme kararıyla veya doğrudan doğruya kanunla bağlanmış her hangi bir devamlı gelire sahip bulunmayan yaşlılara gelir temin etmek amacıyla başlamıştır.
1977 Yılında 2022 kapsamında gelir yardımları asgari ücretin yaklaşık yarısı düzeyinde iken, daha sonra ki yıllarda bu oran sürekli olarak düşürülmüştür. Bu yasa kapsamında yardım alanların sayısı 1980 yılında 500 bin civarında iken,2004 yılında 1 milyon üzerine çıkmıştır(
Sosyal Hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu (2828,1983): yoksulluk içinde olup da temel ihtiyaçlarını karşılamayan kişilere kaynaklarının el verdiyi ölçüde parasal ve aynı sosyal yardımlarının sağlanması hükmünü getirmiştir. Aynı kanuna dayalı olarak çıkarılan aynı ve nakdi yardım yönetmeliği (192355,1986) korunmaya muhtaç çocukların ailelerine, doğal afetler nedeniyle yoksulluğa düşenlere, hastalık veya kaza nedeniyle ailesini geçindiremeyecek duruma düşenlere, maddi sıkıntı nedeniyle eğitimine devam etmeyecek çocuklara ekonomik yardım yapılmasını öngörür. Kurum bu amaçla yoksul kişi ve aileleri bulmak, ihtiyaç durumlarını belirtmek ve gerekli yardımı sağlamakla görevlendirilmiştir. Kurumun çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları ve huzur evlerinde verdiği hizmetler sosyal yardımın hizmet şeklinde verilişi olarak düşünülmektedir.
Tüm yoksullar yönelik geniş kapsamlı olarak geliştirilen ilk kamusal yardım programı 1986 yılında kabul edilen 3294 sayılı kanunla oluşturulmuştur. Sözü geçen kanunla Başbakanlığa bağlı olarak kurulan sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik fonu (SYDTF) nun amacı”fakr-u zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlar ile her ne suretle olursa olsun. Yardım yapılacağı kanaatine varılmıştır. Fonda toplanan kaynakların ihtiyaç sahiplerine sosyal dayanışma ve yardımlaşma vakıfları aracılığıyla yapılacak incelemeler sunucuyla dağıtılması ön görülmektedir.
Bu zamanda hiç kimse mağdur kalmayacaktır. Fakirlerin ve yoksulların maddi veya medeni halini düşünmek gerek, ama şu bir gerçek ki sosyal sigorta da çalışanlar birçok şeyi zorlaştırıyorlar. Özellikle yatakta yatamayan hastalara ya rapor istiyorlar ya da işi yokuşa sürüyorlar. Belki o insanın hastalığı içerdeyse,(misal lösemili veyahut karaciğer, sarılık,) gibi hastalık taşıyan vatandaşlarımız var. Bunlara bakım parsının hemen verilmesi gerekirken birde zora koşturuyorlar. Özellik bunlara tanınmasını sağlamak gerek.

Devamını Oku
Zehra Okur

Şiirler Beni Yassın

Kayıp oluyorum artık ben sessizce
Anlamsız boş geliyor bana hayat
Rüyalarım bile artık bomboş kalıyor.
Habersizce çekip gitmek istiyorum.

Devamını Oku
Zehra Okur

Ramazan

Ramazan geldi, hoş geldi.
Evimize bereket getirdi
Ey on bir ayın sultanı...
Ezanlar okunacak, dualar yapılacak.

Devamını Oku
Zehra Okur


ORGAN NAKLİ
Organ nakli nedir? Böbrek, Kalp kapağı, Karaciğer, Kornea, Kalp, Kemik, Akciğer, Kemik iliği, Pankreas, Deri, İnce bağırsak, Organ nakli bu saydığımız uzuvlarımızdan yapılıyor.
Kimlerden alınır. Kadavradan. Canlıdan. Organ nakli yapılır.
Mesela Beyin ölümü gelişmiş hastaların organları bağışlandığı takdirde bunlar kadavra donör olarak tanımlanmaktadır. Ve bu kişilerden çoğunlukla alınır, alınan kadavralardan eğer ki, bir hasta ve hasta yakını organ bağışı yapmışsa o zaman daha kolay nakil yapılıyor. Bir başka nakil bekleyen hastalara şunu söylemek gerek. Karaciğer ve böbrek en çok kimler den alınıyor. Onu izah edelim. Organ nakli gereken hastanın eşi veya yakın akrabaları doku, kan grubu vb. uyum mevcut ise organ bağışında bulunabilmektedir. Sadece böbrek ve karaciğer nakli canlıdan yapılabilmektedir.
Bir dokunun aynı kişinin bir bölgesinden alınıp başka bir bölgesine nakledilmesidir. Bazen bu fazlalık olan doku, dejenere olabilen doku ya da bir başka bölgede daha çok gerekli olan doku ile yapılabilir.

Devamını Oku
Zehra Okur

KUTLU DOĞUM HAFTASI
ALLAH’u Tealanın Habibi, sevgilisi yaratılmış bütün insanların, mahlûkatın her bakımdan en üstünü, en güzeli, en şereflisi, ALLAH’u Tealanın methettiği ve bütün insanlara ve cine, peygamber olarak seçip gönderdği, son ve en üstün peygamberi âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Her şey onun hürmetine yaratılmıştır.
”Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
Peygamber efendimizin doğduğu gece, Resulü Ekrem Sallallahüaleyhi Vesellem Efendimiz, doğmadan önce ve doğduğu sırada; Onun dünyayı teşrif etmesine alamet olarak birçok hadiseler meydana gelmiştir. O zamanın menşur kimseleri, daha Peygamber Efendimiz doğmadan önce rüyalar görmüşlerdir. Rüyalarını kâhinlere ve zamanın menşur âlimlerine tabir ettirdiklerinde bunların Muhammet Aleyhisselamın geleceğini gösterdiğini söylemişlerdir. Sevgili peygamberimizi dünyaya gelişini müjdelemişlerdir. Doğum yılı 571. Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur.
İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v) miladi olarak doğum günü olan 20 Nisan’ın içinde geçen haftaya denir.1989 yılından beri 20-27 Nisan tarihleri arası ‘Kutlu Doğum Haftası’ olarak kutlanır. Mevlid gecesi ise 13.yy'dan beri kutlanmaktadır. Kutlu doğum haftasında Hz. Muhammed (s.a.v) yâd edilir ve kendisine salâvat okunur. Bu haftada anma etkinlikleri yapılır.
Dünyanın her tarafında Peygamber efendimizin kutlu doğum haftası kutlanıyor. Güller dağıtıyorlar, mevlitler okunuyor. Camiler dolup taşıyor. Tüm Müslüman âlemi bir hafta boyunca kutlamalar yapıyor.

Devamını Oku
Zehra Okur

Misafir Bekliyorum


Bugün yemeğe misafir bekliyorum ama nedense,
Zamanını konuşmadık bana gelecek olan misafirle,
Öğlen yemeği mi olacaktı akşam mı, bilemiyorum,

Devamını Oku