Kırılan bir kadehin süzülen son kızıl tortusunda
Zamanın soğuk elleri çözüyor kaderin efsunlu bağlarını
Rüzgara savrulan küllerin izini sürmek boşuna bir gayret
Dökülen sarı yaprakların ardındaki sessiz kırgınlıkta
Yaprağın suçu yok, toprağın kucağı saklar bu hüzünlü akışı
Sessizlik çökerken ebedi yalnızlığın dumanlı surlarına
Geceyi yaran bir yıldız kayar uzak denizlerin üzerine
Karanlık yutarken ömrün en parlak kehanetlerini usulca
Yıkılan sarayların taşlarında arama eski görkemini
Nehir kendi yatağında akar, deniz çağırır derinliği
Göğsümde sıkışan o kadim ve dilsiz fırtınanın ortasında
Kapanır kilitli kapılar, unutulur vuslatın sarhoşluğu
Her adanış kendi yangınında tutuşup kül olur zamanla
Akrep ile yelkovanın amansız savaşında durur hayat
Kaderin çizdiği bu dilsiz patikada yok kimsenin günahı
Avuçlarımdan süzülen kum taneleri gibidir geçen yıllar
Aynalarda sırranan gölgelerin ardında kaybolur yüzümüz
Prangalar vurulsa da ruhun hür ve hüzünlü kanatlarına
Bu ağır kederin yükü dağılır sonsuzluğun koynunda
Herkes kendi yalnızlığını giyinir bu karanlık sahnede
Batar güneş, gökyüzü kehribar bir sükuta bürünür yine
Savrulan tozlardan ibaret kalır sevdanın kırık abidesi
Suçlamaz gecenin kör zifirini uykusuz kalan gözler
Adın silinirken zamanın dumanlı taş levhalarından
Kabullenir ruhum bu ebedi sürgünü, yok kimsenin günahı
Kayıt Tarihi : 26.08.2026 16:42:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!