Toprak ananın koynundan sıyrılarak düştüm bu yalan hendeğe
Her nefes aldıkça göğsümün kafesi demirden bir örse döner
Yıllar unutturdu yüzümdeki gülüşün nerede kaldığını bilmem
Gözlerimdeki fer söneli çok oldu, aynalar dahi tanımaz beni
Yürürüm sokaklarda ayaklarımın bağı çözülmüş bir halde
Adım atarım ama nereye gittiğimi ne bilen var ne duyan
Güneş doğar üzerime ama ısıtmaz bu nasırlı yüreğimi
Bütün ömrüm bir avuç kül gibi savruldu rüzgarlarda
Yaşamak dedikleri şey aslı astarı olmayan büyük bir masal
Kabristandan farksız bu kalabalık şehirlerin ortası
Soluğum tükeniyor yavaş yavaş, göğsüm daralıyor zamansız
Herkes kendi telaşında, kimse görmez içimdeki yangını
Gidenlerin arkasından bakakalmak ömrün en ağır cezasıdır
Zaman acımasız bir dişli gibi öğütür durur hatıraları
Söz bitti, derya kurudu, geriye sadece bu sükunet kaldı
Gölgesi kaybolan hayaller zihnimde yeniden canlanır birden
Her yüzde eski bir hüzün saklı durur gizlice ve derinden
Bilemezsin hangi rüzgarın bizi nereye savuracağını bil ki
Kayıt Tarihi : 31.08.2026 16:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!