Hani diyorum, yanıma uzansan yine,
Yenik düşsek o en eski, o en masum büyüye.
Kulağıma fısıldasan atiye dair çocuksu temennilerini,
İçimde bir nehir çağlasa, yıkasa yalnızlığımın ellerini.
Sıcak memleketlerden bahsetsen bana,
Güneşin tenimizde eridiği o uzak kıyılardan...
Engin denizlerden anlatsan ve upuzun susuşlardan,
Ve denizle o bitimsiz bakışmasından evimizin.
Ben, her nefesinde bir deniz çeksem göğsüme,
Mavinin en koyu, en intihar karası yerinden.
Yükselen nabzını dinlesem, zamanı unutsam,
Bir kadeh şarap gibi yudumlasam seni teninden.
Sen, nehrin denizle birleştiği o gizli ağıza götürsen bizi,
O mabet sessizliğine, o büyük kavuşma yerine...
Orada bıraksak geçmişin bütün kirli izlerini,
Orada teslim olsak ömrün en güzel kederine.
Bak, dışarıda dünya kendi sahteliğinde dönüyor,
Bizse bir rüyanın en kuytu sığınağındayız şimdi.
Gözlerinde Akdeniz’in o mağrur dalgaları,
Yüreğinde bir çocuğun hiç büyümeyen hevesi...
Birazdan ayrılık tırmalayacak penceremizi, biliyorum,
Birazdan gerçekler çalacak kapımızı acımasızca.
Ama şimdi durdur zamanı, sarıl sarılabildiğin kadar,
Bırak aksın sularımız, karışsın sonsuzca.
İşte tam bu sustuğumuz yerde, tam bu teslimiyette,
Hiçbir sabaha uyanmayacakmış gibi hür,
Ve sanki bir daha hiç ayrılmayacakmış gibi acıyla,
"Günaydın!" desek birbirimize...
Kapatırken gözlerimizi.
Kayıt Tarihi : 27.09.2016 00:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!