Yangınımı Yudumluyorum

Rasimin Gönül Dili
222

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Yangınımı Yudumluyorum

Yangınımı yudumluyorum bir fincanın kırık kenarından,
alev boğazımı yakmıyor artık, küllere çoktan alıştım.
İçimdeki korları döküyorum gecenin dipsiz masasına;
ne söndürmek isteyen bir rüzgâr var etrafta,
ne de bu yangına bir damla su taşıyacak merhametli bir el.
Kendi alevimle ısınıp kendi dumanımla boğuluyorum,
kendi göğsümde tutuşturduğum bu cehennemin tek tanığıyım.

Kızıl bir şarap gibi doluyor damarlarıma bu harlı sızı,
her nefeste biraz daha eriyor taşlaşmış zamanın kabuğu.
Şehrin üstüne çöken o ağır sis değil gördüğüm;
kendi içimde yaktığım hatıraların göğe yükselen isidir.
Bütün köprüler kül oldu, bütün yollar tıkandı geriye dönen;
şimdi sadece oturup bu alevin dansını izlemek düşer bana,
yanmaktan korkanların arasında, yana yana dimdik durarak.

Yudum yudum içiyorum tükenmeyen bu derin azabı,
ne bir feryat kopuyor dudaklarımdan ne de bir pişmanlık.
Bir yangın ancak kendi ateşiyle beslenirmiş, anladım;
ben kendimi tükettikçe çoğalan o tuhaf ışıltıyım.
Gecenin son yudumu da karışırken kentin uykusuna,
bardağın dibinde kalan son kıvılcımı da saklıyorum göğsüme;
çünkü kül olmak bile, hiç yanmamış olmaktan daha gerçektir.

Küllerimin üstüne yeni bir gece inşa ediyorum şimdi,
harcında hararetim var, temelinde sönmeyen korların ağırlığı.
Gözlerimi diktiğim o zifiri boşluk artık yabancı değil bana;
karanlık dediğin, kendi ışığından vazgeçenlerin sığınağıdır.
Ben vazgeçmedim, sadece yönünü değiştirdim bu amansız alevin;
dışarıya taşan yangınları içeriye, en derine kilitledim,
artık ne bir duman yükselir benden ne de bir çıtırtı duyulur.

Sokaklar soğuyor yavaş yavaş, kentin telaşı çekiliyor kabuğuna,
insanlar örtüyor kapılarını yangından arta kalan soğuk korkularla.
Onlar bilmiyor ki asıl ayaz, içeride tutuşmayan bir kalpten gelir;
ben bu ayazın ortasında kendi göğsümü siper ettim yangınıma.
İçtiğim her yudumla biraz daha arınıyorum bu kentin sahte neşesinden,
biraz daha yabancılaşıyorum vitrinlerin o parlak yalanlarına,
ve bir adım daha yaklaşıyorum kendi hakikatimin o yalın yalnızlığına.

Bir zamanlar canımı yakan ne varsa şimdi hepsi birer kömür karası;
dokunduğum her nesneye bu yangının rengini bırakıyorum usulca.
Kelimeler bile dönüştü artık, her harf bir kıvılcım taşıyor yükünde;
hangi cümleyi kursam yangınımı yudumlayan bir dizeye evriliyor,
hangi suskunluğa sığınsam o alevin fısıltısı yankılanıyor içimde.
Ne bir af diliyorum zamandan ne de bir teselli bekliyorum gidenlerden;
kendi ateşimde yoğrulup kendi külümden doğmayı öğrendim çünkü.

Gecenin son demleri bunlar, şafak henüz cesaret edemiyor doğmaya;
biliyor ki bu topraklarda yanan bir yürek var güneşten daha harlı.
Fincanın dibindeki tortu artık bir kader çizgisi gibi duruyor önümde;
ben o çizgiyi takip edip yürüyeceğim sabahın ayazına doğru,
ne külümden utanarak ne de alevimden tek bir adım geri atarak.

Ve fincan boşaldı nihayet, bitti içimdeki son alevli yudum,
geriye sadece kaskatı kesilmiş bir sessizlik kaldı avuçlarımda.
Ne yakacak bir parça kederim var artık ne de külünü savuracak bir rüzgâr;
tüm fırtınaları dindirdim, tüm harabeleri göğsümün içine gömdüm.
Şafak sökerken bu taş kentin kirli göğsünde,
ben alevini tüketmiş ama asla teslim olmamış o tek kıvılcım olarak
usulca çekiliyorum zamanın görünmez eşiğinden.

Rasimin Gönül Dili
Kayıt Tarihi : 25.08.2026 16:02:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!