Kaldırım taşları şahittir; dizlerimin üstüne çöktüğüm,
O, insanın ruhunu kemiren o zifiri karanlık geceye...
Issızlığın soğuk nefesi, bir cellat gibi çöreklenmişken ensemde,
Bir zamanlar adını ezberlediğim, uğrunda yeminler içtiğim o bakışlar,
Bir yabancı gibi bakıp, arkasına bile bakmadan çekip gitti.
Ben, bin yıllık bir devin ağır ağır toprağa gömülmesi gibi,
Yüreğimde bir yangın, sönmeyen bir ateş,
Gözlerimde bir isyan, dinmeyen bir öfke.
Bu şehir bana dar, bu hayat bana yalan,
Yıkılsın bu sevdam, sensiz geçen her an.
Adın dilimde bir zehir, her an yakar tenimi,
Kafesinden firar etmiş bir ömür gibi,
Sırtımızda koca bir kambur, cebimizde kırık aynalar...
Biz bu hayatın neresinden tutsak elimizde kaldı,
Biz sustuk, sustukça içimizdeki fırtına dalları kırdı.
Şimdi kalkıp kendimize mi küselim?
Hayır! Bizi bu uçuruma iten yollar utansın.
Hasretin izleri, kazınmış yüreğime,
Bir yara gibi, kanar durur içimde.
Yollar uzar gider, sensiz bu şehirde,
Bir umut ışığı, ararım her yerde.
Geçmişin hatırası, bir film şeridi gibi,
Yine De Seni Severim
Hiç kimsenin uğramadığı o ıssız derinliğimde,
Kendi sessizliğimi senin adınla bölerim.
Şu gürültülü dünyanın bütün sesleri birer birer çekilse,
İçimde yankılanan tek bir ayak sesi kalır...
Yine vurdum kendimi yollara,
Yine sırtımda o eski, o yorgun hırka...
Cebimde bir iki tütün kırıntısı,
Gönlümde bitmek bilmeyen o ağır fırtına.
Adımlarım benden bağımsız,
Sanki yer çekimi değil de, dert çekimi bu!
Gece yarısını çoktan geçti saatler, odada derin bir sessizlik...
Elimde kırık dökük bir kalem, önümde bomboş, uçsuz bucaksız bir sayfa var.
İçimde dinmek bilmeyen bir fırtına, yüreğimde amansız bir sızı...
Ne yana baksam duvarlar üstüme geliyor, ne yana dönsem yalnızlık.
Hani insan kaçmak ister ya kendinden, kaçamaz, duvara çarpar;
İki kıyı arasında görünmez bir köprü,
Yılların ördüğü, zamanın beslediği.
Ne çivi tutturuyor, ne çelik bağlıyor,
Sadece güven var, anlayış var temelinde.
Bazen uzaklaşır yollarımız birbirinden,
Kaçıncı fasıldır bu, hangi mevsimin ayazı?
Sırtımda bin yıllık bir küfe, içinde kırık dökük anılar...
Ben bu yolları ezbere bilirdim,
Şimdi her köşe başında yabancı bir yüz, her sokakta bir pusu.
Yorgunum hayat, öyle bildiğin gibi değil;
Bir tütün sarması gibi ağır, bir kurşun yarası gibi derin...
Hangi kapıyı çaldıysam yüzüme kapandı birer birer,
Sırtımda bin yıllık bir yük, ayaklarımda bitmeyen sefer.
Şu koca şehrin gürültüsü mü içimdeki bu fırtına, yoksa?
Gözlerimin feri sönmüş, her adımda biraz daha keder...
Yoruldum be usta, gerçekten yoruldum!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!