Bak yine gece çöktü, şehrin ışıkları tek tek söndü,
Bir ben kaldım ayakta, bir de bu bitmek bilmeyen efkar...
Cebimde kırık bir umut, dilimde paslı bir sitem,
Seni düşünüyorum, ciğerim yanıyor ulan, sorma gitsin!
Sen gittin ya,
Ben bu koca kentin ortasında, sahipsiz bir çocuk gibi,
Sessiz bir limanda, bekleyen gemi misali,
Yalnızım bu şehirde, kaybolmuş bir hayali.
Gözlerinde aradım o kayıp eski hali,
Bulamadım, bulamadım, o aşkın emsali.
Yarım kalan hikaye, gözlerimde derin bir yara,
Sana bu satırları, senin o sahte cennetinden cehenneme attığın bir enkazın içinden yazıyorum. Şimdi karşıma geçip söyle; hani beni her şeyden çok seviyordun? Hani bensiz bir hayatın rengi yoktu, hani nefes bile alamazdın? Verdiğin o yeminler, gökyüzünü şahit tuttuğun o sözler nerede?
Meğer her kelimen bir maske, her bakışın bir tuzakmış.
"Bir damla gözyaşın için dünyayı yakarım" derdin; oysa şimdi o dünyayı benim başıma sen yıktın. Beni mutlu etmek için ömrünü adayacak olan o adam nerede? Adamlığın, verdiğin sözün arkasında durmak olduğunu sanırdım; ama sen ihanetin gölgesinde saklanmayı seçtin. Her şeyin yalanmış... Bakışların, dokunuşun, "iyisin" dediğin o anlar bile koca bir kurguymuş. Nasıl da inandım sana, nasıl da kalbimin anahtarını ellerine bıraktım? Kendime olan kızgınlığım, sana olan nefretimden daha büyük şimdi.
İçimde dinmeyen bir ağıt, dilimde bitmeyen bir ah var.
Seni her hatırladığımda, yarım bıraktığın o masum hayallerin hıçkırığı boğazıma diziliyor. Beni böyle darmadağın bırakıp giderken hiç mi sızlamadı o taşlaşmış yüreğin? Şimdi git, o yalanlarla kurduğun yeni hayatına sığın. Ama unutma; benim döktüğüm her damla gözyaşı senin yoluna dökülen bir kor ateş olacak. Bastığın her toprakta benim kırılan hayallerimin cam kırıkları batacak ayağına.
Sana bedduam şudur ki:
Yaralı bir serçe gibi, düştüm bu şehre
Yüreğimde isyan, dilimde kahır
Gözlerim yorgun, bakamam feleğe
Bu karanlık gecede, bir umut ararım
Yarına sürgün, bu benim kaderim
Yarınlar yalnızlık getirir, sensiz geçen her an,
Bu şehir bana zindan, bu hayat bana yalan.
Gözlerim kapanır, sensiz geçen gecelerde,
Yüreğim kan ağlar, sensiz geçen her saniyede.
Bu aşk beni yakar, kül eder her nefeste,
Bak yine gece çöktü bu yorgun şehrin omuzlarına, ben yine seninle ama sensizliğin o en kuytu zulasındayım. Adını anmak yasak, gözlerine bakmak günah sayılmış bu sahte düzende; bizim sevdamız mühürlü bir kapı, zincire vurulmuş bir mahkûm, sonu gelmeyen bir gurbet hikayesi gibi öylece duruyor hayatın tam ortasında. Oysa seninle biz, aynı gökyüzünün çocuklarıyken ayrı iklimlere savrulmuş yolcularız; aramıza çekilen o devasa teller demirden değil, kaderin o aşılmaz inadından ve hayatın o acımasız sessizliğinden örülü.
Göz göze geldiğimiz o kaçak saniyeler var ya, hani hem baharı müjdeleyip hem ayazda kalmak gibi; o anlarda zaman duruyor da biz o duran zamanın sınırlarından bir türlü dışarı sızamıyoruz. Ben seni beklemeyi, kimsesiz sokakların o buz tutmuş kaldırımlarında, her rüzgârda senin kokunu soluyarak ama dokunmanın ateşi avuçlamak olduğunu bilerek öğrendim. Kelimelerim birer feryat gibi birikiyor içimde ama yolların hiçbiri sana çıkmıyor, bütün kapılar yüzüme ağır birer hüzün perdesi gibi kapanıyor. Şimdi bu koca şehirde bir başıma, kalabalıkların uğultusunda senin adını fısıldıyorum; kimse duymuyor, kimse bilmiyor bu içimdeki devasa yangını.
Yalnızlık dediğin, sadece tek başına kalmak değilmiş; binlerce insanın içinde senin bir tek gülüşüne muhtaç olup da o gülüşü yasaklılar listesine eklemekmiş. Bir yanım "artık sus" diyor bu dipsiz kuyuda, öbür yanım "ölene kadar bekle" diyor bu yangın yerinde; sahi sevmek mi daha zor, yoksa sevilip de kavuşamamanın o devasa boşluğunda asılı kalmak mı? Bizimkisi bir çiçek dalının kayanın bağrında açma inadı, bir kuşun kanadı kırık halde sonsuz ufuklara duyduğu o çaresiz sevdasıdır. Ey benim yasaklım, ey ulaşılmazım; sen benim içimde sustuğum o en büyük çığlığım, kalabalıklar içinde büyüterek sakladığım o en derin kimsesizliğimsin.
Biz hayatın o en delişmen, o en fırtınalı günlerinde, sevgiye bir ihtilal gibi sarılmıştık.
Yüreğimizi bir barut fıçısı gibi ortaya koymuş, bağlılığı namus saymıştık.
Öyle ucuz, öyle satılık değildi bizim sevdalarımız;
Bir selam için dünyayı yakar, bir dost gülüşü için ömrümüzü bir kibrit çöpü gibi tutuştururduk.
İnandık be! Toprağın kokusuna, insanın mertliğine,
Biz hayatın o en delişmen, o en fırtınalı günlerinde, sevgiye bir ihtilal gibi sarılmıştık.
Yüreğimizi bir barut fıçısı gibi ortaya koymuş, bağlılığı namus saymıştık.
Öyle ucuz, öyle satılık değildi bizim sevdalarımız;
Bir selam için dünyayı yakar, bir dost gülüşü için ömrümüzü bir kibrit çöpü gibi tutuştururduk.
İnandık be! Toprağın kokusuna, insanın mertliğine,
Yavrumu aldı kara toprak,
Üşürsün, bu nasıl bir kucak?
Kucağım boş kaldı, yangınım,
Bu nasıl ateş, ben yandım.
Güneşim battı ansızın,
Bir odada, yalnız kaldım, duvarda resimlerim,
Gözlerim hep onlarda, yorgun düşer her birim.
Yanımda kimse yok, boşlukta gezer elim,
Ama hep bir umut var içimde, bir sevda dilerim.
Bir ışık, bir sevda belki, kim bilir, bir hayaldim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!