Gözlerinin karasıydı karalanan
Sen ak ve pak,
İçin dışın bir.
Yüreğin pamuk misali yumuşak.
Senin kitabında “ sevgi” tükenmiş,
Kalmamış sende de son eseri.
Ey gönül….
Çok şey var söyleyecek,
Dünden kalan kırıntıları bir toplayabilsek.
Çok şey var anlatacak,
Yarına inat, bugün söylenecek…
Nerden geldik, nereye gidiyoruz,
Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak! ’ Bilirsiniz, tuvalet mevzuunda söylenmiş meşhur bir atasözümüzdür. Gittiğimiz her yerde gözümüze sokarcasına kocaman bir yazıyla yazmışlardır. Aslında şunu demek istemişlerdir yazanlar: ’’Hani bize zahmet olmasın sizin pisliklerinizi temizlemek... Usturuplu işeyin, sağa sola sıçratmayın,alın elinize fırçayı, sifonu da çekmeyi unutmayın.’’
Bir de ’ Arızaladır, kullanmayınız.’ yazısına rastlarsınız. Arızalı falan değildir, girin rahatça görün işinizi. Yol geçen hanına dönmesin diye bulunan pratik ama bana göre modası geçmiş inandırıcı olmayan bir yazıdır bu. Şu ana kadar, bu yazıdaki gibi gerçekten de arızalı olanına rastlamadım.Paşalar gibi girdim içeri, işedim, sifonu çektim, çıktım. Hem de buralarda işemesi daha rahat oluyor, arızalı diye hiç kimse uğramıyor, ne güzel, şahsıma mahsus tuvalet gibi...
Misafirlikte durum nasıldır peki? Hiç bir ev sahibi tabii ki ne yazılı ne de sözlü böyle bir uyarıda bulunmaz. ’ Yasak hemşerim. Giremezsiniz. ’ diyemez ama, misafir, tuvalete girip de,ortalığı kirletecek diye ödü kopar. Kendi pisliğimiz yetmezmiş gibi, bir de bu misafir çıktı başımıza diye düşünür.Hele yatılıysa bu misafir, eyvahlar olsun, bir de tuvalet sırası bekle işin yoksa. Hele bir de duş falan alacaksa, kim ister ki duş kabinine girilmesini.Asil türk milleti yine de misafirperverdir, kıymetinizi bilin, uçakta kokpite girmek bile yasakken, siz adamların yatak odasına bile giriyorsunuz.Örneğin benim durumum, bakın anlatayım:
O kadar yol gitmişim, adresi bulana kadar kan ter içinde kalmışım, bir de yolda sıkışmam mı?
Kendime çok sordum da çıkartamadım,
Aklımda, kurşun gibi yakıcı bakışı kaldı,
Çok uzun zaman oldu, adını bile hatırlayamadım,
Sendeledim,düştüm yere, doğrulamadım.
Nazlı gülümdü, bir içim su gibiydi,
Duygunun bedeli yoktur,
Paha biçilemez,
Sevgi, aşk, özlem,
Hepsi binlerce yürek demek,
Kalpsizlere bunu kanıtlamaya yok gerek!
’ Bir gün mutlaka geleceğim,
Yolumu gözle ’ dedi.
Ah benim yaban ellerde solan kır çiçeğim,
Gözlemez miyim,
O mis kokunu özlemez miyim?
Dedim,’’ aşka amma da uzaksın,
Gel şöyle yanıma sokul desem,
Kalbimde patlayacak canlı bomba, tuzaksın...
Cihana geldiyse de ben duymadım,
Olsaydı kitaplar yazardı, alırdım gizli havadisi,
Değil eşin, yok ki benzerin,
’Yine mi sen evladım!’’
‘’Benim babacığım, hazır gelmişken verin mübarek elinizi öpeyim. Bayramda ayrıca öperim.’’
‘’Hasbin Allah… Ne yapacağız seninle bilmem ki. Hakkında şikayet var, taciz etmişsin kızı."
‘’ Bismillahirrahmanirrahim, nerden çıktın sen evladım?
İyice umudumu kesmiştim, öldü mü kaldı mı,
Kurda kuşa yem mi oldu acaba? ’’ demiştim,
Hatta celp filan gönderdim, bulamamışlar adresinde.’’
'' Merdivenlerden çıktım Hakim Beyamca.
Savcı mütalaasını açıkladı, tüm deliller aleyhine, şahitler de dinlendi, konuyla ilgili bir diyeceğin var mı?’’
"Var hakimim! Avukat filan istemem, ama kızı isteseydim kesin verirlerdi. İstemedim, başıma kaldı, iki cihan bir araya gelse yine de istemezdim."
‘’Ne diyorsun evladım?Hapislerde çürüyeceksin, yazık değil mi gençliğine? Bassaydın imzayı, alt tarafı bir imza, şimdi ben basacağım senin yerine.’’




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!