6 ŞUBAT 2013: Müslüm GÜRSES ÖLDÜ! ! !
Yok yok,, ÖLMEDİ.. yaşıyor,, yaşıyor mu? yaşamıyor mu? yaşıyormuş.. çok şükür,,
1 MART 2013: Müslüm GÜRSES ÖLDÜ! ! !
Bu günkü yazımı mutluluğa ayırdım. Kimileri mutluluğu maddi alanda, kimileri manevi alanda, kimileri ise hem maddi hem manevi alanda edinilebilecek bir ruhsal hal olarak ele almışlardır. Kişiden kişiye değişse de, “mutluluk” olmazsa olmazımızdır. Küçük şeylerden mutlu olmasını bildiğimiz gibi, bazen de hayallerimizin peşinden koştuğumuz bir ütopyadır mutluluk. Bir Budizm sözü mutluluk konusunda şunu der: “Bütün mutsuz olanlar, yalnız kendi mutlulukları peşinde koşanlardır. Bütün mutlu olanlar ise başkalarının mutlu olması için çalışanlardır.”
Mutluluk bazen bir kuşun kanadındaki özgürlüktür. Kelimelerin sihirli gücü olsa da, ışıl ışıl bakan gözlerden daha etkili değillerdir. Gözlerdeki parıltıyı yakalayabilmektir mutluluk. Aç bir hayvanın karnının doyduktan sonraki bakışlarındadır mutluluk. Bir yetimin başının okşanmasından duyduğu heyecandır. Kimsesiz garip gurebanın temel ihtiyaçlarının karşılanması sonrası duyulan sevinçtir mutluluk. Sonsuz gibi görünen ancak sınırlı olan temel ihtiyaçlarımızı karşıladığımızdaki ruh halimizdir mutluluk. Bir hasta için umuttur, duadır, sabırdır, şifadır mutluluk. Bir anne için özverinin, çilekeşliğin semeresini almak, bir bebek için anne sıcaklığını hissetmektir. Bir çocuk için yeni oyuncaklara sahip olma duygusudur mutluluk. Bir öğretmen için, öğrencilerinin başarılarını gördükçe sevinmek ve gurur duymaktır. Bir yönetici için başarılarının artması, iş çevresinde bulunan kişilerle olumlu diyaloglar içinde olmasıdır. Bir Allah dostu için nefsini terbiye etmek ve Allah’ın rızasını kazanmak ve yaratana ulaşmak isteğidir. Bir iş adamı için işyerinin genişlemesi, servetinin büyümesidir mutluluk. Bir baba için evlatlarının topluma yararlı ve örnek vatandaşlar olarak yetişmesinden duyduğu sevinçtir. Yeni evlenen çiftin gözlerinden okunan büyülü bir atmosferdir mutluluk. Şair için ilham kaynağı, sevgili için vuslatın diğer adıdır mutluluk.
Mutluluk konusunda, şair için de ilham kaynağıdır dedim de, konumuzla bağlantısı olması bakımından yazmış olduğum “Mutluluk Dediğin “ isimli şiirim geldi aklıma. Siz değerli dostlarımla paylaşmak istedim.
Dostça ve sağlıcakla kalınız, mutluluklar her daim sizlerle olsun.
ŞİİR: Muhip Erdener SOYDAN (babam)
Doğum tarihi: 20 Ekim 1943
Ölüm tarihi: 15 Ekim 1986
Ne varsa eskilerde var demişler. Hep söylerim, teknoloji icat oldu, mertlik bozuldu diye. Niye mi? Anlatayım: Maalesef saatlerce pc başından kalkmıyoruz. Bayram günlerini, bayram tatili sanıyoruz. Teknoloji icat olunca, ki cep telefonu da teknolojinin bir ürünü. Haydi mesaj atmaya. Tv de teknolojinin bir parçası. Hal böyle olunca, akraba ziyaretleri, konu komşu ziyaretleri unutuluyor. Ne varsa eskilerde var diye boşuna demiyoruz.
Milletin gelir durumuyla alakalı bir durum da değil. Sanki, eskiden herkes çok mu zengindi? Ağzımızın tadı da kalmadı, bayramların tadı da. Her şey hormonlaştı,,, Baklavanın bile tadı tuzu kalmadı.. Şeker yerine maalesef son derece ucuz olan ve sağlık yönünden sakıncaları bulunan 'glikoz' ya da 'fruktoz' kullanılıyor. Oktay AKBAL yıllar önce yazmış olduğu bir eserinde şöyle demişti: ' Önce ekmekler bozuldu, sonra da her şey..' Ne kadar doğru bir söz. Konu ekmekten açılmışken, maalesef ekmeği doğal yollardan kabartmak yerine, kimyasal bazı maddelerle destekleyerek hiç de sağlıklı olmayan koşullarda bizlere sunan fırıncılara ne demeli? Bir süre sonra bayatlamaya yüz tutan ekmeği bir inceleyiniz. Ekmeğin içinin yapış yapış olduğunu fark edeceksiniz... Durum maalesef karpuzda da aynı. Geçenlerde semt pazarından bir tane karpuz satın aldım, eve gidince kestim. Bir de baktım ki, içi bozulmuş. Yiyemeden çöpe attım. Bir hafta sonra karpuzu satın aldığım karpuzcuya giderek durumu anlattım. Yemin billah etti. “Bizim karpuzlarımızda kabak aşısı bulunmaz. Bozulması da mümkün değildir.” dedi. Kabak aşısı… Allah Allah, bu terimi de yeni öğrendim. Domateste de aynı durum aşağı yukarı. Salatalıkta ve sivri biberde de durum farklı değil. Eve geliyorsunuz, dolaba koyuyorsunuz, bir de bakmışsınız, irileşmişler… Ne hikmetse? Eskiden gübre mi vardı? Gübre icat oldu, ağzımızın tadı tuzu bozuldu. Şimdi de simitlere sıra geldi. Dikkat edin bakın, nerde o eski simitler? . İki türlü susam varmış. Simitlerin susamları bile Çin’den geliyormuş. Şu Çinlilerin de el atmadıkları yer kalmadı. “Çin işi, Japon işi, bunu yapan iki kişi” sözü bile gerçek oldu baksanıza. Çinliler ve Japonlar piyasayı öyle bir ele geçirdiler ki, tutabilene aşk olsun.
Eeee,, demiştim,, önce ekmekler bozuldu, sonra da her şey...
’ Davacıyım senden ’ dedi kadın.
‘ Ver şu zorla aldığın yüreğimi.’
Hiddet vardı sesinde, ağlamaklıydı.
’ Alabilirsen, gel al! Ama yüreğim bırakmaz.’ dedi adam.
’ Davam, mahşere dek sürecek.’ dedi kadın.
’ Her iki cihanda da yüreğin benimdir. Vermem ’ dedi adam.
Kadın düşünceliydi.
‘Bir mesele var.’ dedi.
‘Neymiş o mesele? anlat.’ dedi adam.
‘Olmaz, bu mesele benim meselem.’ dedi kadın.
‘Mesela’ dedi adam.
‘Mesele’ dedi kadın.
‘Tedavülden kaldırılmış para gibisin.
Gözümden iyice düştün. ‘dedi adam.
‘Kalbinin karasını yüzüme çalıyorsun.
Değerim bu kadar öyle mi?
Yazıklar olsun sana! ’ dedi kadın.
‘Kalbime sorsaydın söylerdi sana değerini.
Bir çizgi çektim,
Ufuk çizgimin üstüne…
Bir de, düne dair ne varsa, yaşanmışlıkların üstüne…
Paslı bir çividir ciğerime mıhlanan…
Bırak kalsın öylece…
__________ Gül derdim sevdiğime, ellerine gül derdim,
Sevip sevip koklasın, kokladıkça gül derdim. __________
Yüzüm hiç gülmedi, gittin gideli
Seni içimde öldürdüm.
Mecburdum.
Yoksa, ikimizi de öldürürlerdi.
Ölümsüz olsa da,
Sevdamızın,
Ölü bir kelebek misali,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!