Ne zaman dara düşsem
İçime sen damlıyorsun
Önce ellerine dokunuyorum
Sonra sebepsiz gökyüzüne sarılıyor
Ellerinde bir keramet olmalı diyorum…
Bu meret yalnızlık beni saçma sapan konuşturuyor
Durup durup kendime, havaya, toprağa
Gökyüzüne, güneşe ve en çok sensizliğe kızıyorum
Öyle ki bazen;
Her şeye tek seferde, ağız dolusu küfrediyorum…
Çay bahane,
Üstelik ağzımın da tadı kaçar...
Ben çayı bir tek sigarayla severim,
Sigaramın dumanına sararım seni,
Çayımın buğusunda çizerim resmini,
Dün gece gelmedin,
Belki bu gece gelirsin ha?
Şöyle dumanı tüten bir çay içeriz…
Vakit epeyce gecikti, geçti; sen gelmedin
Tedirginim yine
Demirin kemirildiği bir çağda yaşıyor insanlık,
Atlarla eşeklerin odunu kemirdiği çağlar çok geride kalmış,
Meğer insanlık, hayvanlardan geçmiş
Ve kendi soyunun sırtına biniyor artık, hiç soluksuz…
İnsanlar aç,
Gel hadi,
Vaktidir
Rüzgâr da esti üstelik
Kokun burnumda şimdi…
Gel!
Gitmişsin;
Oysa ben
Seni biraz daha sevecektim...
Masmavi bir gökyüzü
Ve dolun bir ayı
Sanırım yeterince yaşlandım
İki nefeslik mesafede yoruluyor düşlerim
Gülüşlerim
Saçlarımın siyahı da yorulmuş
Aklaşıyor gittikçe sakallarım…
Cadde ortasında
Yerde yatıyor hala
Yüzü koyun
Üşümüyor, dipdiri sımsıcak yatıyor öyle...
Hey ölüden, diriden
Bir gün yalnızdım, ölmek üzereydim
Açlıktan değil,
Hastalıktan da
Aklımda biri vardı…
Aklım almadı, taşıyamadım sırtımda




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!