Utanacaksın Şiiri - Son Söz

Son Söz
19

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Utanacaksın

Uzun zamandır konuşmayan bir yaranın başına oturur gibi adını içimden geçiriyorum.
Ne sevda kalmış elimde, ne de seni geri çağıracak bir ses.
Düştüğüm zaman kanayan dizlerime kendim üflüyorum.
"Uf oldu," deyip de kapına gelmiyorum.
Arada geliyor aklıma, ama susuyorum.
Adın geçince, yaralarımın kabuk bağlamış yerleri sızlıyor.
Ey dünya telaşında kaybolan beşer!
Ben seni kalbimde kıble bildim.
Sen beni kalbinin hangi mezarlığına gömdün?
Söyle...
Hangi hatıranın toprağını bıraktın üzerime?
Bu mezarlık dolu çarşıhanede,
adımı hangi unutuluşun taşına kazıdın?
Ben seni kalbimde yaşatırken,
sen beni kalbinin neresine defnettin?
Ne ölülere karışabildim,
ne dirilere.
Vezir olduğunu sandığın yerde,
yalnızlığına hükümdar kaldığında utanacaksın.
Benim yokluğum canını yakmayacak belki,
ama yokluğuma sebep oluşun canını yakacak.
Bana mezar kazdığını sanırken,
içine düştüğün çukuru fark ettiğinde utanacaksın.
Hayatım boyunca hak yemedim.
Oysa çok hakkım yediler.
Sustum.
Çünkü hesabı insanlara değil,
Allah'a bıraktım.
Şimdi herkes kendini haklı sanıyor.
Ama mahşer meydanında,
kul hakkının yükü omuzlarına çöktüğünde,
mazlumun ahı önüne çıktığında,
hesabın terazisi şaşmadığında,
işte o gün mahşerde utanacaksın.
Bir zamanlar gözüne yaş,
ayağına taş koyduğun insanı hatırlayacaksın.
Sen yoluna engel koyduğunu sanırken,
aslında kendi yolunu kararttığını anlayacaksın.
O gün,
ayağına koyduğun taşlar hayatının her köşesine dağıldığında,
attığın her adım sana battığında,
huzur diye yürüdüğün yollar çıkmaza dönüştüğünde,
işte o zaman utanacaksın.
Bir zamanlar sana,
"Sen annemin dualarının karşılığısın,"
demiştim.
Meğer ben duamın kabulünü değil,
imtihanını seviyormuşum.
Ben seni Allah'ın lütfu sanarken,
sen kalbimde açılmış bir dertmişsin.
Şimdi dönüp baktığımda ne öfke duyuyorum,
ne de geri dönmeni bekliyorum.
Ama bir gün,
annemin dualarına emanet edilen bu kalbi
nasıl kırdığını hatırladığında utanacaksın.
Vefasızlığın boyunu geçtiğinde,
vicdanının önünde cüce kaldığında,
kaybettiğin şeyin değeri büyüdükçe,
mazeretlerin küçüldüğünde,
gururun seni alkışlarken,
vicdanın yüzüne tükürdüğünde,
kendini haklı çıkarmak için anlattığın
bütün hikâyeler sustuğunda,
sana uzanan eli değil de
senden uzaklaşan gölgeleri seçtiğini anladığında,
bir ömür arayıp da
bende bıraktığın sadakati bulamadığında,
ve bütün dünya seni alkışlasa bile,
kendi vicdanının önünde yuhalandığında...
utana​caksın.
Bir gün bir şiirde kendine rastladığında,
sana nasıl sevildiğini hatırladığında,
işte o gün utanacaksın.
Sen giderken bir insanı bırakıp gitmedin.
İçimde uçurtmasını gökyüzüne salmaya çalışan
mavi gözlü bir kız çocuğunu da bıraktın.
Balonlarını göğe emanet eden,
mutluluğa hâlâ inanan o çocuğu...
Şimdi söyle;
onun yarım kalan gülüşünün,
elinden kaçan uçurtmasının,
göğe ulaşamayan balonlarının hesabını nasıl vereceksin?
O çocuğun gözlerinden düşen gökyüzünün hesabını nasıl vereceksin?
Bir gün vicdanın bu soruyu sana sorduğunda,
utana​caksın.
İnsan babası ölünce mi yetim kalır,
annesi ölünce mi öksüz?
Ben her sabah dizlerimde senin yokluğunu taşıdım.
Bu dermansızlık,
bir alâmet gibi içimde büyüdü.
Bu yaşın değil,
bu ayrılığın izi kaldı üzerimde.
Dizlerimin feri geçip,
kalbimin hükmü sustuğunda,
sen o gün içindeki o boşluğu dolduramamanın hesabını verdiğinde,
ve yıllardır susturduğun o sessiz hüküm yürüdüğünde,
mahşer meydanı kadar kalabalık,
vicdanın kadar yalnız kaldığında...
utana​caksın

Son Söz
Kayıt Tarihi : 11.06.2026 17:05:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!