Ey nur yüzlü kutsal kadın;
Senden beklediğim aşkıma karşılık bulmaktı.
Her gün hüsn-i cemaline bakıp,
İçimdeki karanlığı yaşanır kılmaktı...
Ey geceyi aydınlatan kutsal kadın;
Öyle güzelsin ki,
Işığın senden önce geliyor.
Etrafındaki bin bir çiçek
Sana hürmet için secde ediyor.
Bana düşman olan rüzgâr,
Dokunmaya kıyamadığım saçlarını
Sinesinde Zehirli hançer saklayan,
Vefa denen o kutsal dilden ne anlasın?
Yıldızlı saraylarda günü paklayan,
Sofrasız evdeki külden ne anlasın?
Bazen güneş tenini yaksa bile ruhunu ısıtmaz,
Kuyulardan uzanan eller seni çekip çıkarmaz.
Çiçekler bile efsunludur açar da güzel kokmaz
Farkına varır mısın bilemem ama
Hayatın tadı sensiz çıkmaz.
Şu kirpikler her birbirine değdiğinde,
İçimde amansız bir tufan kopuyor.
Efkarım beynimi kemirip yedikçe,
Düşünceler zihnime kurşun olup yağıyor.
Bir garez var sanki alınan her nefeste,
Bakma öyle efsunlu efsunlu,
Sır gibi saklamalıyım bu ruhu.
Eğer duyulursa sana meftun olduğum
Zulmet kaplar, kan olur aşkımızın yolu.
Sükût sığınağım olsun da
Ben ki
Aşkın yükünden bitap düşmüş bir çehreyim,
Sine-i Suzan içinde bir divane bende-yim.
Aşk mektebinde açan sadakat çiçeğiyim.
Gözlerinin karasına ömrümü feda eylerim.
Kalbim, yabancı bir şehrin çanı gibi çaldı,
Her vuruşunda içimde bir 'acaba' kaldı.
Senin uğruna düştüğüm bu yolda,
Ne bir tanıdık ne de ışık vardı.
Hayat acıyarak baktı bu aşka,
Kızmakta haklısın bana,
Neticede veda bile edemedim sana
Arkamdan ağlama... Dayanamıyorum ağlamana
Uzanıp da silemediğim o inci tanelerini daha fazla akıtma.
Nice söz verdim de tutamadım varlığımda,
Bu yüzden affet beni sevgili manolya.
Ey sevdiğimi söyleyemediğim yaren çiçeğim,
Yine yalnızlığı kokladığım bir gecedeyim.
Zamanın çeperinde kokladığım akislerin,
Sükutla harmanlandığı o demlerdeyim...
Göğsümde vuslatı dileyen bir sürgün gibi,
Adını anmaya kıyamadığım seherdeyim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!