Senin kıyılarına vuran her dalgada benim umutlarımın bir parçası var. Kumlara karıştıkça şirazesi dağılıyor ruhumun. Aklımın zembereği boşalıyor koşar adım.
Aşkım mı?
Enginlerden esen bir meltem ki gönül dağından alıyor hızını. Cemreler taşıyor sana bahar yüzlü çiçeklerden.
Yüzü cennete dönük çocukların bakışlarından damıtılmış ışıklar dolduruyorum eteklerine.
Takvimlerin yanı sıra
Eskiyoruz için için
Dayatılmış acılara
Bunca sabır kimin için
Anamız mı babamız mı,
yıkanmış sokaklarıyla bu şehir
arınmamış çıkarken, ihramdan
günahını soyunur, aşka dair
duldalara uğrun uğrun âh taşır
Işıkları döküldükçe bir bir
sana benziyor bu şehir
rüzgarında saçların,
tenhasında yüreğin,
yağmurunda gözlerin..
Bu şehir sana benziyor
Ben makulü derim sen ifrat belle
Semada uçuşan, toz değil kelle
Ölüm yavukludur, beklenir gülle
Yer, Çanakkale!
Ben makulü derim sen ifrat belle
Zülüfleri seyipleyip
Yele versen cennet olur
Arzuhâlim iyi deyip
Tele versen cennet olur
Kelam vermiş Allah niye
Nazenin elinden nice bildirdin
Aştım mı diz boyu, haddimi felek
Neden yedi göbek, aşka yeldirdin
İnkar mı edeyim, ceddimi felek
Böyledir tabımız ebed ve ezel
ekim sonunda hani
güz kızılı çınar yaprakları düşer ya dere kenarına
hani kırağı düşer ya üstüne bembeyaz
yeşerir ya o yaprağın altında çimenler
benim gönlüm o çimendir işte sana
savrulursan ilk karda yanar
bütün bulutlarını tanırım bu şehrin
hepsi mevsim sarhoşu
baksana kuş telaşı var damlalarda
çisil adım düşüyor yağmur
baktım ki en beyaz sen gülüyorsun
yağmurların ardına düşürdüm çocukluğumu
şimdi bir yıldırım tutuşacak
iyi bak
elimde gazoz kapağı
gözlerim çakmak çakmak




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!