Ağustos gününün bu sarı sıcağında
Kara böğürtlen uyur annesi kucağında
Dikenli dallara yaslanan bu al şallar
Gördü yedi cihanı, yaresinden kan damlar.
*
Çok şırfıntı olmuştu sevemedim.
Benim Gizemim diyemedim
Kaybetmişti artık şirazesini
Bozulmuş mizanın diyemedim.
Tırmandı, tırmaladı mavi gökleri
Tepeledi yanındaki minareleri
İyice edepsizleşti güneşe kafa tuttu
Garibin yuvasına vuran ışığı yuttu.
Karşı dağın zümrüt yamaçlarına
Otağ kurdu yedi rengi hayalin.
Geçip giderken günler, gökkubbenin altında
Yetmedi ömrü harabım, elim ermedi ona.
Demedim mi sana bir gün Ferhunde
Tarumar olur elbet Mamure
Ramazanda kalkamazsan sahure
Say ki yaşamıssın bu dünyada beyhude
Erciyesten yukarı kaldır başını ne var
İki akbaba gördün sardı başını duman
Cayılırmı mı dağı aşan yolların niyetinden
Sende yürek olsaydı cihanı fethederdim ben.
*
Dağların ardında yavaş yavaş
Kızardı ufuklar
Uğuşturdu mahmur gözlerini
Gri bulutlar
Dört bir yana uzandı
Kovdu karanlıkları
Çürük bir sandalla
Dalgalar üstünde mahzun
Yaşlı gözlerle bakarken Rodosa
Kaptırmışım yazık ki yelkenleri Lodosa
*
Keskin bakışlı anneleri
Ağzında yedinin memeleri
Etrafa meydan okuyor
Atinin zalimleri
Gecenin bu saatinde
Kaybı arıyor garip
Yanık nağmelerinde neyin.
Anladı onu arif
Dedi ki hikayen ne kadar hazin
Kimse anlayamaz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!