@SERHAT GAZİ:
Gözlerinin sularına çöktü yine o çaresiz son bahar,
Gökyüzü griye döndü, rüzgâr içimdeki eski yaraları uyandırdı.
Dışarıda sinsi sinsi yağan bir yağmur var,
Ben ise senin yokluğunun tam ortasında, sırılsıklam bir yalnızlıkla baş başayım.
Damlalar cama vururken, benim içime sen düşüyorsun…
Sararıp dökülen her yaprak gibi eksiliyoruz zamandan.
Ömrümün viran olmuş bu kırık bahçesinde,
Ne bir kuş sesi kaldı geriye, ne de neşeyle açan tek bir gül…
Her yer bir hazan mevsimi, her yer kuruyup giden hayallerin mezarlığı.
Bir tek senin hatıran solmadı bu enkazın altında,
Bir tek senin kokun sinip kaldı ruhumun derinliklerine.
Aynalara bakmaya korkar oldu bu yorgun gözlerim,
Çünkü her bakışta seni arayan, seni bulamadıkça biraz daha kararan bir adam var.
Şu fani dünyada kaç mevsim daha geçer bilmem,
Kaç defa daha bu kanayan yürek senin adınla çarpar durur…
Çaresizlik, insanın kendi gölgesinde kaybolmasıymış meğer;
Ve ben her gece senin adını fısıldayarak kaybediyorum kendimi.
Şimdi boşta kalan şu çaresiz ellerim,
Sadece senin sıcaklığına, senin o dokunuşuna muhtaç.
Bir defa tutabilseydim ellerini,
Bütün bu soğuk mevsimler dururdu, biliyorum.
Bizim kaderimiz, aynı gökyüzünün altında birbirine teğet geçen iki yalnız yolcu olmak mıydı?
Yoksa bu çetin yolların sonunda bir gün kavuşmak var mıydı?
Şimdi dinle, bu hazan mevsimi biterken geceye bıraktığım son fısıltıyı:
Eğer bu dünyada kavuşamazsa ellerimiz,
Söz olsun, öte alemde bile ilk sana koşacak bu yalınayak ruhum…
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 14:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!