Zamanın külü siner paslı pencerelere,
Gölgesiz sokaklar susar derin bir matemle.
Hangi rüzgar savurur bu kırık hayalleri?
Uzak ufuklarda silinir ömrün silueti,
Yalnızlık kilit vurar ruhun kapısına.
Aynalar yalan söyler yırtık suretlere,
Gece örter üstünü kimsesiz çığlıkların.
Bir damla gözyaşı deler en sert kayayı,
Kapanır defterleri kapanmaz yaraların,
Toprak kokusu siner solan yapraklara.
Kuşlar göç eder kırık kanat sesleriyle,
Yolunu şaşırmış bir nehir akar içimde.
Hangi liman saklar bu yorgun gemileri?
Sükutun elleri çöker omuzlarıma ağır ağır,
Ebedi bir sessizlik mühürler dilsiz dudakları.
Karanlık odalarda yankılanır adımlarımız,
Yıldızlar küsmüş gibi saklar ışığını.
Hayat dediğin bir avuç kül ve rüzgar,
Kalanlar anılardan ibaret paslı birer hâtıra,
Son perde iner yavaşça bu fani sahneye.
Toprağın altındaki sükunet sarar teni,
Bütün yalan sevdalar dökülür birer birer.
Zamanın o hoyrat eli siler izlerimizi,
Sonsuzluğun kapısı aralanır yavaşça,
Geriye kalır sadece dilsiz bir hâtıra.
Artık ne bir fırtına kalır ne bir acı,
Ebedi uykunun koynunda huzur bulur ruh.
Gökyüzü şahididir bu sessiz göçün,
Kapanır defteri kapanmaz yolların,
Nihayete erer ömrün o uzun masalı.
Kayıt Tarihi : 29.08.2026 22:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!