Sırr-ı Hakikat Şiiri - Bekir Erçalışkan

Bekir Erçalışkan
79

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Sırr-ı Hakikat

Bir mucize arar da insanoğlu, kendinde aramaz;
Bedenidir en mukaddes mucize, farkına varmaz!

Münadi seslenir durur, işitmez mi kulağın?
Hak kapısı açık bekler, sönmesin hiç çerağın.

Kevn ü mekânda iz sürer, nice hayâle aldanır;
Kendi özündeki ummanı görmez de, katre sanır.

Göz zahiri temaşa eder, bâtındaki nûru görmez,
Kendi özünde saklı sırra bir dem olsun ermez.

Tasvir-i şahanedir bu beden, her azası bir esrar;
Akıl hayran kalır bu mizana, eder her an ikrar!

Bir damla kanda saklıdır nice hikmet ü esrâr;
Hayrette kalır akl-ı beşer, seyreder âsâr.

Kudret-i İlâhî tecellî eyler her bir nefeste;
Ruh, bir hüma kuşudur; bu fânî tenden kafeste.

Sırr-ı hakikat gizlidir her bir zerre-i cânında;
Kâinat can bulmuş sanki, Âdem’in mekânında.

Arş-ı âlâ sığmamışken o Rahman’ın nuruna;
Gönül sarayı mesken olmuş, bak şu kulun şanına!

Ne arşta ne ferştedir aradığın o cevher;
Kalb-i selîm içinde doğar, nûr-u Hak’tan bir seher.

Âyât ile doludur her zerresi, her sîreti;
Örtmüş hicâb-ı gaflet, çeşm-i basîreti!

Kalbinde tecellî eden envâr olur nihân;
Nefsinin kesâfetini silmeden, olmaz sır âyân.

Sefîne-i cânıdır bu ten, deryâ-yı vahdete yüzer;
Gâfil olan bu sırrı bilmez, hep âfâkı gezer.

Çeşm-i basîretle baksan, her azada bir hikmet var;
Zulmetten nûra giden, kalpte gizli bir vuslat var.

Kendini bilmek yoludur Hakk’a varan menzilin;
Mâsivâyı terk edince parlar gönül kandilin.

Menzil-i maksuda ermek, özü bilmekle olur;
Halk içinde Hak’la olan, aradığı nûru bulur.

Kendini bilmekle açılır hakikat-i esrâr,
Kalpte tecellî eder o sonsuz nûr-ı dîdâr.

22.06.2026
19:22


Münâdî: Bağırarak duyuran, seslenen, çağıran kimse.
Çerâğ: Lamba, kandil, mum, ışık.
Kevn ü Mekân: Varoluş ve yer; bütün kâinat, evren.
Katre: Damla.
Zâhir: Dış yüz, görünen kısım, apaçık olan.
Bâtın: İç yüz, gizli olan, madalyonun arkası.
Dem: An, zaman, vakit.
Esrâr: Sırların tümü, gizli saklı şeyler.
İkrâr: Saklamayıp açıkça söyleme, doğrulama, kabul etme.
Âsâr: Eserler, izler, nişanlar, deliller.
Akl-ı Beşer: İnsan aklı.
Hümâ: Divan edebiyatında devlet, talih ve saadet getirdiğine inanılan hayali kuş.
Fânî: Geçici, ölümlü, kalıcı olmayan.
Âdem: İlk insan ve ilk peygamber; insanoğlu.
Arş-ı Âlâ: Göğün en yüksek katı; ilahi kudretin, yüceliğin tecelli ettiği makam.
Ferş: Yeryüzü, zemin, toprak (Arş'ın zıttı).
Cevher: Bir şeyin özü, aslı, tözü; değerli taş.
Kalb-i Selîm: Temiz, samimi, günahlardan ve şüphelerden arınmış, esenliğe kavuşmuş kalp.
Seher: Tan ağartısı, gün doğmadan önceki vakit.
Âyât: Ayetler, deliller, işaretler.
Sîret: Bir kimsenin içi, ahlakı, karakteri, gizli durumu ve özü.
Hicâb-ı Gaflet: Gaflet perdesi; hakikati görmeyi engelleyen umursamazlık, körlük.
Çeşm-i Basîret: Gönül gözü, kalp gözü; olayların arkasındaki ilahi gerçeği görme yetisi.
Envâr: Nurlar, ışıklar, aydınlıklar.
Nihân: Gizli, saklı, görünmez.
Kesâfet: Yoğunluk, katılık, karanlık, bulanıklık (Nezaket ve nurun zıttı).
Âyân: Apaçık, belli, görünen.
Sefîne-i Cân: Can gemisi.
Deryâ-yı Vahdet: Birlik denizi; her şeyin tek bir yaratıcıya ait olduğunu kavrama makamı.
Âfâk: Ufuklar; insanın dışındaki maddi dünya, dış alem.
Zulmet: Karanlık.
Vuslat: Kavuşma, ulaşma (Tasavvufta kulun Hakk'a kavuşması).
Menzil-i Maksûd: Varılmak istenen asıl hedef, ulaşılan en son gaye.
Mâsivâ: Allah'tan başka var olan her şey; dünya malı, mülkü ve bağları.
Dîdâr: Yüz, çehre; tasavvufta Allah'ın cemali, ilahi güzellik.

Bekir Erçalışkan
Kayıt Tarihi : 31.08.2026 18:17:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!